Soğukla Değil, Faturayla Mücadele Eden Bir Şehir: Ağrı

Ağrı’da kış mevsimi bir doğa olayı değil, hayatın gerçeğidir. Bu şehirde ısınma; keyfi bir tüketim tercihi değil, yaşamın asgari şartıdır. Buna rağmen son dönemde vatandaşlarımızın karşı karşıya kaldığı doğalgaz faturaları, artık ekonomik bir mesele olmanın ötesine geçerek sosyal bir adalet sorununa dönüşmüştür.
Bugün gelinen noktada, dar ve orta gelirli aileler için doğalgaz faturaları taşınabilir olmaktan çıkmıştır. Vatandaş, soğuğa karşı değil; gelen faturaya karşı direnmeye çalışmaktadır. Isınmak için yapılan harcama, hane bütçelerinde temel ihtiyaçların önüne geçmekte; eğitimden gıdaya, sağlıktan barınmaya kadar birçok alanda ciddi fedakârlıkları zorunlu kılmaktadır.
Burada asıl sorgulanması gereken şudur:
Aynı iklim şartlarına sahip olmayan şehirlerle, Ağrı gibi uzun ve sert kışlar yaşayan illerin aynı tarife ve aynı destek mekanizmalarına tabi tutulması ne kadar adildir?
Bölgesel gerçeklikleri yok sayan tek tip uygulamalar, sahada eşitsiz sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle pozitif ayrımcılık, Ağrı gibi iller için bir ayrıcalık değil; hakkaniyetin gereğidir. İklim koşullarını esas alan, bölgesel farklılıkları dikkate alan ve vatandaşın alım gücünü gözeten bir destek modeline artık acilen ihtiyaç vardır.
Devletimizin sosyal devlet ilkesi, tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Amaç, sübvansiyonla geçici rahatlama sağlamak değil; kalıcı, adil ve sürdürülebilir çözümler üretmektir. Aksi halde her kış aynı sorunları konuşur, aynı mağduriyetleri yaşar, aynı cümleleri tekrar ederiz.
Bu şehirde yaşayan herkesin insanca ısınma hakkı vardır. Bu hak, ne siyasi bir talep ne de abartılı bir beklentidir; en temel yaşam hakkının bir parçasıdır. Bizler, bu hakkın savunulmasını bir sorumluluk olarak görüyoruz.
Ağrı’nın sesi duyulmalıdır.
Çünkü bu mesele yalnızca faturalarla ilgili değil; adalet, eşitlik ve insan onuruyla ilgilidir.