Yön, Hızdan Kuvvetlidir

IMG-20260604-WA0002

 

Modern çağın insanı hızın büyüsüne kapılmış durumda. Daha hızlı çalışmak, daha hızlı üretmek, daha hızlı tüketmek, daha hızlı ulaşmak… Sanki hayatın bütün anlamı zamana karşı verilen bir yarışın içinde saklıymış gibi.

 

Oysa gözden kaçırdığımız çok önemli bir hakikat var:

 

Yön, hızdan kuvvetlidir.

 

Yanlış istikamette koşan bir insanın hızı, onu hedefe değil uçuruma götürür. Doğru istikamette yürüyen bir insan ise yavaş da olsa menziline ulaşır.

 

Bugünün dünyasında insanların çoğu ne kadar hızlı gittiklerini biliyor; fakat nereye gittiklerini bilmiyor.

 

Tasavvufun büyük isimleri insanın önce yönünü bulması gerektiğini söyler. Çünkü insanın asıl yolculuğu ayaklarıyla değil, kalbiyle yaptığı yolculuktur. Hız nefisten gelebilir; fakat yön, hikmetten gelir.

 

Bir tohumun ağaca dönüşmesi aceleyle olmaz. Bir çocuğun olgunlaşması zamana ihtiyaç duyar. Bir gönlün kemale ermesi ise yıllar süren bir iç muhasebenin eseridir. Kâinatın yaratılışında bile tedricilik vardır. Allah’ın kurduğu düzende acele değil, denge hakimdir.

 

Tasavvuf ehli bu yüzden “yavaşla” derken tembelliği değil, farkındalığı öğütler.

 

Çünkü insan bazen o kadar hızlı koşar ki kendisini geride bırakır.

 

Felsefe de benzer bir noktada durur. Antik Yunan’dan günümüze kadar birçok düşünür, insanın hayatındaki en büyük problemin yanlış hedefler olduğunu söylemiştir. Aristoteles’e göre iyi yaşam, hızlı yaşamak değil; doğru yaşamakla mümkündür. Sokrates’in meşhur sözü de bu hakikati hatırlatır: “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez.”

 

Bugün ise sorgulamadan hızlanıyoruz.

 

Daha çok kazanmak için daha çok yoruluyor, daha çok görünmek için daha çok konuşuyor, daha çok yetişmek için daha çok tükeniyoruz.

 

Fakat durup kendimize şu soruyu sormuyoruz:

 

“Gerçekten gitmem gereken yere mi gidiyorum?”

 

İşte bütün mesele burada başlıyor.

 

Yanlış trene binen bir yolcu için trenin saatte kaç kilometre hız yaptığı önemsizdir. Çünkü varacağı yer zaten gitmek istediği yer değildir.

 

Hayat da böyledir.

 

Doğru hedefe sahip olmayan insanlar başarıya ulaştıklarında bile huzuru bulamazlar. Çünkü hız onları amaçlarına ulaştırmış; fakat anlamlarına ulaştıramamıştır.

 

Tasavvufun “istikamet” dediği şey tam da budur. Kerametten üstün görülen istikamet, insanın doğru yönde kalabilme iradesidir. Büyük işler yapmak değil, doğru tarafta kalabilmektir. Çok hızlı gitmek değil, hakikate doğru yürüyebilmektir.

 

Belki de çağımızın en büyük ihtiyacı biraz yavaşlamak değil; biraz yön kontrolü yapmaktır.

 

Çünkü hayatın sonunda insanlara ne kadar hızlı koştukları sorulmayacak.

 

Nereye vardıkları sorulacak.

 

Ve bazen sakin bir yürüyüş, telaşla atılmış bin adımdan daha değerlidir.

 

Bu yüzden bazen durmak gerekir.

 

Bazen düşünmek gerekir.

 

Bazen susmak gerekir.

 

Ve bazen sadece kendine şu soruyu sormak gerekir:

 

“Bu kadar hızlı gidiyorum ama gerçekten doğru yöne mi?”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir