Sınır Kapısı Var, Gençlik Var, Potansiyel Var… Peki Neden Hâlâ Yokluk Var?

ATSO Seçimi Değil, Ağrı’nın Kaybedilen Yıllarının Hesabı…
Ağrı’da yaklaşan ATSO seçimleri sıradan bir oda yarışı olmaktan çoktan çıktı. Çünkü bu şehir artık sadece kim başkan olacak sorusunu konuşmuyor…
İnsanlar artık şu sorunun cevabını arıyor:
“Bu şehir neden yıllardır olduğu yerde sayıyor?”
Bugün Ağrı’nın en büyük problemi yalnızca ekonomi değil…
Asıl problem, potansiyelini bir türlü gerçeğe dönüştürememesi…
Elimizde sınır kapısı var…
Genç nüfus var…
Tarım var…
Hayvancılık var…
Coğrafi avantaj var…
Ama hâlâ üretim yok denecek kadar az.
Hâlâ yatırımcı tedirgin.
Hâlâ gençler “Burada gelecek yok” diyerek başka şehirlere gitmenin hesabını yapıyor.
Ve işin en acı tarafı şu:
Ağrı yıllardır büyük vaatler dinledi…
Ama aynı büyüklükte ekonomik sıçrama göremedi.
İşte bu yüzden ATSO seçimleri bu kadar önemli.
Çünkü artık insanlar protokol masalarında çekilen fotoğraflardan etkilenmiyor.
Esnafın beklentisi çok daha gerçek:
Daha fazla ticaret…
Daha fazla yatırım…
Daha fazla üretim…
Daha fazla istihdam…
Bugün yarışın içerisinde üç güçlü isim var.
Her birinin kendine göre bir karşılığı, geçmişi ve çevresi bulunuyor.
Mehmet Erat…
Şehrin hafızasında hizmet tarafıyla yer edinmiş bir isim.
ATSO binasının kente kazandırılması hâlâ insanların dilinde.
Çünkü bu şehir yapılan somut işleri unutmuyor.
Saim Alpaslan…
Uzun yıllardır bu görevi sürdüren tecrübeli bir yönetici.
Kolay değil…
Yıllarca iş dünyasının merkezinde kalabilmek ciddi bir denge ve ilişki yönetimi gerektirir.
Önder Aslan…
Son dönemin en dikkat çeken isimlerinden biri.
Sahada aktif olması, gençlerle kurduğu iletişim ve değişim söylemi onu doğal olarak yarışın önemli aktörlerinden biri haline getirdi.
Ama mesele artık kişilerden daha büyük…
Toplum bugün şunu sorguluyor:
“Ağrı neden hâlâ yatırım konuşan değil, yatırım bekleyen şehir konumunda?”
Bakın…
Bir şehirde gençler sürekli göç ediyorsa,
iş insanı sermayesini başka illere taşıyorsa,
üniversite mezunu gençler kendi memleketinde iş bulamıyorsa,
orada herkesin dönüp aynaya bakması gerekir.
Bu eleştiri yalnızca bir kişiye ya da bir döneme değil…
Yıllardır oluşan genel anlayışadır.
Çünkü Ağrı’da uzun süre “idare etmek” başarı sayıldı.
Oysa artık insanlar idare eden değil,
şehir büyüten yönetimler görmek istiyor.
ATSO’nun görevi yalnızca evrak onaylamak değildir.
Bir ticaret odası;
yatırımcıyı şehre çekebilmeli,
Ankara’da kapı açabilmeli,
esnafın sorununu gündeme taşıyabilmeli,
genç girişimcinin önünü açabilmeli…
Bugün Ağrı’nın en büyük ihtiyacı budur:
Vizyon…
Çünkü bu şehir artık günü kurtaran söylemlerle oyalanmak istemiyor.
Sanayisi güçlenmeyen bir şehir büyüyemez.
Üretmeyen bir şehir kalkınamaz.
Kendi markasını çıkaramayan bir şehir rekabet edemez.
Ve ne yazık ki Ağrı hâlâ sahip olduğu potansiyelin çok altında yaşıyor.
Şimdi toplum adaylardan şunu bekliyor:
Kim daha çok ziyaret yaptı değil…
Kim daha çok el sıktı değil…
Kim daha güçlü afiş astı hiç değil…
İnsanlar artık proje duymak istiyor.
Organize sanayi için ne yapılacak?
Genç girişimcilere nasıl destek verilecek?
Kadın girişimciler nasıl büyütülecek?
Ağrı’ya dış yatırımcı nasıl çekilecek?
İran ticaret hattı nasıl canlandırılacak?
Hayvancılık ve tarım ekonomisi nasıl markalaştırılacak?
İşte gerçek seçim soruları bunlar…
Çünkü bu şehir artık kısır çekişmelerden yoruldu.
Ağrı’nın enerjisi artık kişisel rekabetlere değil,
ortak kalkınmaya harcanmalı.
Kim kazanır bilinmez…
Ama kim seçilirse seçilsin artık şunu anlamalı:
Bu şehir alkıştan çok sonuç bekliyor.
Ve belki de yıllardır ilk kez,
Ağrı halkı bir seçimde sadece isimleri değil,
geleceğini tartıyor…