AĞRI YOKSUL DEĞİL, EKONOMİK MODELİ EKSİK BİR ŞEHİRDİR

565EF883-BAE9-4961-9C30-992DBA39ECB5

Bir şehrin kaderi yalnızca sahip olduğu para ile değil, sahip olduğu değerleri ekonomiye dönüştürme kabiliyetiyle belirlenir.

Ağrı’ya yıllardır aynı pencereden bakıyoruz:

“Sanayimiz yok.”
“İşsizlik yüksek.”
“Gençler gidiyor.”
“Yatırımcı gelmiyor.”
“Coğrafyamız zor.”
“Batı illeriyle rekabet edemiyoruz.”

Peki, bütün bunları yıllardır tekrar etmek Ağrı’ya ne kazandırdı?

Belki de artık soruyu değiştirmemiz gerekiyor.

Ağrı neden geri kaldı değil; Ağrı elindeki imkânlarla nasıl zenginleşebilir?

Asıl tartışmamız gereken budur.

AĞRI’NIN SORUNU SADECE PARA DEĞİL, PARANIN ŞEHİRDE KALMAMASIDIR

Bir şehrin ekonomisini anlamak için yalnızca o şehre ne kadar yatırım yapıldığına bakılmaz. Üretilen ekonomik değerin ne kadarının o şehirde kaldığına da bakılır.

Ağrı açısından üzerinde düşünmemiz gereken temel meselelerden biri budur.

Hayvan burada yetişiyor; katma değer başka şehirlerde oluşabiliyor.

Tarım ürünü burada yetişiyor; işleme, paketleme ve markalaşma başka merkezlerde yapılabiliyor.

İnsanımız burada doğuyor, eğitim alıyor; ekonomik olarak en verimli çağında başka şehirlere gidiyor.

İran’a açılan Gürbulak gibi stratejik bir sınır kapımız var; fakat sınır ticaretinin oluşturabileceği ekonomik hareketliliği ilin tamamına yayacak güçlü bir ekosistem kurmak zorundayız.

İshak Paşa Sarayı, Ağrı Dağı, meteor çukuru, termal kaynaklar ve eşsiz bir coğrafya var; fakat turistin Ağrı’da daha uzun süre kalmasını ve daha fazla harcama yapmasını sağlayacak turizm ekonomisini yeterince büyütmek zorundayız.

Dolayısıyla mesele yalnızca Ağrı’ya para getirmek değildir.

Mesele, Ağrı’da para üreten ve üretilen parayı Ağrı’da tutan bir ekonomik sistem kurmaktır.

AĞRI’NIN FABRİKADAN ÖNCE BİR EKONOMİK AKLA İHTİYACI VAR

Yıllardır ekonomik kalkınmayı fabrika sayısıyla ölçmeye alıştık.

Elbette fabrikaya ihtiyacımız var.

Ama hangi fabrika?

Hangi ürünü işleyecek?

Hangi pazara satacak?

Hammadde nereden gelecek?

Lojistik maliyeti ne olacak?

Beş yıl sonra ayakta kalabilecek mi?

Bunların cevabı verilmeden yapılan her yatırım, kalkınma politikası değil, yalnızca bina üretmek olur.

Ağrı’nın Türkiye’nin batısındaki sanayi kentlerinin modelini birebir kopyalaması gerekmiyor.

Ağrı kendi ekonomik modelini oluşturmalıdır.

Bu modelin merkezine de şehrin gerçekten güçlü olduğu alanlar konulmalıdır:

Hayvancılık, tarım ve gıda sanayisi; sınır ticareti ve lojistik; turizm; yenilenebilir enerji; genç nüfus ve dijital ekonomi.

Bunları birbirinden bağımsız sektörler olarak değil, birbirini besleyen tek bir kalkınma zinciri olarak düşünmeliyiz.

HAYVANCILIK YAPIYORSAK ETİ DE MARKAYI DA BİZ SATMALIYIZ

Ağrı’nın en büyük ekonomik hatalarından biri, ham madde üreticisi olarak kalmayı kabullenmek olur.

Hayvan yetiştirip yalnızca canlı hayvan satıyorsanız zincirin en kârlı bölümünü başkasına bırakabilirsiniz.

Oysa mesele hayvan sayısından çok daha büyüktür.

Kesimhane, et işleme, paketleme, soğuk hava deposu, süt işleme, peynir ve tereyağı üretimi, deri işleme, lojistik ve nihayetinde marka…

Bütün bunları aynı ekonomik zincirin parçaları olarak düşünmeliyiz.

Neden Türkiye’nin büyük marketlerinde güçlü bir “Ağrı Et” markası görmeyelim?

Neden Ağrı’nın peyniri, balı, tereyağı ve yöresel ürünleri ulusal ölçekte markalaşmasın?

Ağrı artık yalnızca üretmemeli; işlemeli, paketlemeli, markalaştırmalı ve satmalıdır.

Çünkü gerçek para ham maddede değil, katma değerdedir.

GÜRBULAK SADECE SINIR KAPISI DEĞİL, EKONOMİ KAPISI OLMALIDIR

Ağrı’nın ekonomik geleceği konuşulurken Doğubayazıt ve Gürbulak ayrı bir başlık altında değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin İran’a ve devamında Asya pazarlarına açılan önemli güzergâhlarından birinin üzerinde bulunmak sıradan bir coğrafi avantaj değildir.

Fakat kamyonların Ağrı’dan geçmesi tek başına Ağrı’yı zenginleştirmez.

Geçiş ekonomisini, kalış ekonomisine dönüştürmemiz gerekiyor.

Lojistik merkezleri, depolama alanları, antrepolar, taşımacılık şirketleri, dış ticaret firmaları, gümrük müşavirliği, konaklama, bakım-onarım ve yan hizmetler…

Ticaret yolunun üzerinde olmak başka şeydir; ticaretin merkezi olmak başka.

Ağrı ikincisini hedeflemelidir.

TURİSTİN FOTOĞRAFINI DEĞİL, ŞEHİRDE BIRAKTIĞI KATMA DEĞERİ KONUŞALIM

Ağrı Dağı ve İshak Paşa Sarayı gibi dünyaya anlatılabilecek değerlere sahip bir şehirde turizm yalnızca ziyaretçi sayısıyla ölçülmemelidir.

Asıl soru şudur:

Bir turist Ağrı’da kaç gece kalıyor ve şehir ekonomisine ne kadar katkı sağlıyor?

Bir turist gelip İshak Paşa Sarayı’nı görüp birkaç saat sonra şehirden ayrılıyorsa turizm potansiyelimizin yalnızca küçük bir bölümünü kullanıyoruz demektir.

Doğubayazıt-Ağrı Dağı-Diyadin termal kaynakları-Ağrı merkez hattını birbirine bağlayan birkaç günlük destinasyonlar oluşturmalıyız.

Gastronomi, doğa sporları, dağcılık, kültür, tarih ve termal turizmi aynı paket içerisinde düşünmeliyiz.

Hedefimiz “Ağrı’ya turist geldi” cümlesinden, “Turist Ağrı’da üç gün kaldı” cümlesine geçmek olmalıdır.

EN BÜYÜK EKONOMİK KAYBIMIZ GENÇLERİMİZDİR

Bir şehrin en değerli sermayesi arsaları veya binaları değildir.

İnsanıdır.

Ağrı’da yetişen gençlerin önemli bölümü geleceklerini başka şehirlerde arıyorsa bunu yalnızca göç meselesi olarak göremeyiz.

Bu aynı zamanda ekonomik sermaye kaybıdır.

Fakat burada yeni bir fırsat bulunuyor.

Yeni ekonominin bazı sektörlerinde fabrikanın İstanbul’da, Ankara’da veya İzmir’de bulunması zorunlu değil.

Yazılım, grafik tasarım, çağrı merkezi hizmetleri, e-ticaret, dijital pazarlama, uzaktan çalışma ve bazı teknoloji hizmetlerinde mesafeler giderek önemini kaybediyor.

Neden yüzlerce Ağrılı genç, Ağrı’da yaşayıp İstanbul’daki veya Avrupa’daki şirketlere hizmet vermesin?

Belki de Ağrı’nın gelecekteki fabrikalarından bazıları bacası olmayan fabrikalar olacaktır.

KAMU YATIRIMI KALKINMANIN KENDİSİ DEĞİL, ZEMİNİDİR

Ağrı’nın kamu yatırımlarına ihtiyacı vardır.

Yola, hastaneye, okula, altyapıya, ulaşıma ve sosyal yatırımlara elbette ihtiyaç vardır.

Ancak bir şehir yalnızca kamu yatırımlarıyla sürdürülebilir biçimde zenginleşemez.

Devlet ekonomik zemini hazırlar.

Asıl mesele o zeminin üzerinde üretim yapabilecek özel sektörün, girişimcinin ve yerel sermayenin büyütülmesidir.

Bu nedenle Ağrı’nın Ankara’dan yalnızca “daha fazla ödenek” istemesi yetmez.

Aynı zamanda;

“Bize özel yatırım modeli oluşturun.”

“Lojistik dezavantajımızı teşviklerle azaltın.”

“Üreten işletmeye enerji ve istihdam avantajı sağlayın.”

“Genç girişimciyi burada tutacak finansman mekanizmaları kurun.”

“İhracat yapan Ağrılı firmayı özel olarak destekleyin.”

diyebilmelidir.

BİR DE “AĞRI EKONOMİ MASASI” KURALIM

Ben olsam Ağrı’nın ekonomik geleceğini günlük siyasi tartışmaların dışına çıkarırdım.

Valilik, belediyeler, üniversite, ticaret ve sanayi çevreleri, esnaf kuruluşları, yatırımcılar, üreticiler, sivil toplum ve ekonomi alanında çalışan uzmanların yer aldığı kalıcı bir Ağrı Ekonomi Masası oluşturulmasını tartışmaya açardım.

Ama yılda birkaç kez toplanıp fotoğraf verilen bir yapıdan söz etmiyorum.

Ölçülebilir hedefleri olan profesyonel bir yapıdan bahsediyorum.

Örneğin kendimize soralım:

2030 yılında Ağrı’da kişi başına düşen geliri hangi seviyeye çıkarmak istiyoruz?

Kaç yeni işletme kurulacak?

Kaç genç için özel sektör istihdamı oluşturulacak?

Kaç Ağrı markası ulusal pazara girecek?

İhracatımız ne kadar artacak?

Turistin ortalama konaklama süresi ne olacak?

Şehir dışına giden sermayenin ne kadarını Ağrı’da tutabileceğiz?

İşte kalkınma böyle konuşulur.

Rakamla, hedefle ve takvimle.

AĞRI’NIN YENİ BİR CÜMLEYE İHTİYACI VAR

Yıllarca “Ağrı’nın potansiyeli var” dedik.

Artık bu cümleyi yeterli bulmuyorum.

Potansiyel tek başına ekonomik değer değildir.

Dağın olabilir; turizm oluşturamıyorsan ekonomik değer değildir.

Hayvanın olabilir; markalaştıramıyorsan ekonomik değer sınırlı kalır.

Sınır kapın olabilir; ticareti şehrin ekonomisine bağlayamıyorsan avantajın eksik kalır.

Genç nüfusun olabilir; gençler gidiyorsa sermayeni kaybediyorsun.

Toprağın olabilir; ürünü işleyemiyorsan kazancın büyük bölümünü başkasına bırakıyorsun.

Dolayısıyla Ağrı’nın bundan sonraki kalkınma anlayışının üç kelimesi olmalıdır:

ÜRET. İŞLE. SAT.

Ve buna dördüncü kelimeyi de ekleyelim:

MARKALAŞ.

AĞRI’NIN KADERİ COĞRAFYASINDAN İBARET DEĞİLDİR

Ağrı’nın ekonomik olarak Türkiye’nin çok daha iyi koşullara sahip şehirlerinden biri olmasını istemek bir hayal değildir.

Fakat bunun için önce düşünme biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Sürekli Ankara’dan gelecek yatırımı bekleyen şehir anlayışından, kendi ekonomik değerini üreten şehir anlayışına geçmeliyiz.

“Bize ne yapılacak?” sorusundan,

“Biz ne üreteceğiz, dünyaya ne satacağız?”

sorusuna geçmeliyiz.

Belki de Ağrı’nın asıl problemi yıllardır imkânsızlıklar değildir.

Asıl problem, sahip olduğumuz imkânları birbirine bağlayacak ortak bir ekonomik hikâyeyi henüz yeterince güçlü kuramamış olmamızdır.

Çünkü Ağrı yoksulluğa mahkûm bir şehir değildir.

Ağrı Dağı’yla, Doğubayazıt’ıyla, Gürbulak’ıyla, ovalarıyla, hayvancılığıyla, genç nüfusuyla ve stratejik konumuyla ciddi bir ekonomik potansiyele sahiptir.

Şimdi ihtiyacımız olan şey yeni bir yatırım listesinden daha fazlasıdır.

Bir Ağrı ekonomik modeli.

Ve belki bugün sormamız gereken en önemli soru da şudur:

Ağrı’nın önümüzdeki 10 yılını yönetecek ekonomik plan nerede?

Bu sorunun cevabını bulduğumuz gün, Ağrı’nın kaderini değil;

Ağrı’nın geleceğini konuşmaya başlayacağız.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir