Şiddetin Normalleştiği Bir Çağda Gençlik: Treni Durdurmak Hâlâ Mümkün

IMG_7636

Toplumu sistematik bir şiddet sarmalına sürükleyen görünmez bir akıl mı var, yoksa biz mi göz göre göre bu iklime teslim oluyoruz?

Henüz “çocuk” diyeceğimiz yaşta gençlerin, ailelerinin asla yakıştıramadığı tutum ve davranışları sergilemesi artık münferit bir durum olmaktan çıktı. Okul önlerinde yaşanan kavgalar, sosyal medyada paylaşılan şiddet görüntüleri, akran zorbalığının geldiği boyut… Dün liselerde şahit olduklarımızı bugün ortaokul kapılarında görür hale geldik. Bu, tesadüf olamayacak kadar yaygın bir tablo.

Rol Model Krizi ve Ekran Gerçeği

Gençler kimlik arayışındadır. Kendini ispat etmek, görünür olmak, güçlü hissetmek ister. Fakat bu ihtiyaç hangi kanallardan besleniyor?

Televizyon dizileri, dijital platform içerikleri ve sosyal medya akışları… Özellikle mafya temalı yapımlar, gücü şiddetle özdeşleştiren karakterler üzerinden gençlere örtük bir mesaj veriyor:

“Saygı görmek istiyorsan korku sal.”

“Lider olmak istiyorsan sert ol.”

“Güçlü olmak istiyorsan acımasız ol.”

Sorun sadece bir dizi ya da bir film değil; sorun, şiddetin estetik bir ambalajla sunulması ve kahramanlaştırılmasıdır. Kötü karakterlerin karizması, suçun romantize edilmesi, hukukun zayıf; kaba kuvvetin güçlü gösterilmesi… Zihinler farkında olmadan şekilleniyor.

Kurumların Sorumluluğu

Başta RTÜK olmak üzere ilgili kurumlar, yalnızca teknik denetim yapmakla değil, toplumsal etkiyi gözetmekle de mükelleftir. “Yayın saati uyarısı” ya da “+18 ibaresi” meselenin özünü çözmüyor. Çünkü artık içerik yalnızca televizyondan izlenmiyor. Dijital platformlar, sosyal medya klipleri ve kısa video uygulamaları denetimin çok ötesinde bir hızla gençlere ulaşıyor.

Eğer bir toplumda şiddet dili sıradanlaşıyorsa, orada sadece aileleri suçlamak kolaycılıktır. Kültür politikaları, medya sorumluluğu ve içerik üreticilerinin etik sınırları ciddi biçimde tartışılmalıdır.

Ama En Büyük Cephe: Ev

Yine de en güçlü savunma hattı evdir.

Anne ve babalar olarak şu gerçeği kabul etmeliyiz:

Her film, her dizi çocuklarla izlenmez.

Her içerik “zararsız eğlence” değildir.

Evde ailece izlenecek içeriklerde seçici olmak artık bir tercih değil, zorunluluktur. Daha da önemlisi, gençlerin ellerine verdiğimiz sınırsız internet ve akıllı telefonların içinde neler döndüğünü bilmek zorundayız. “Odasında sessizce oturuyor” demek, güvende olduğu anlamına gelmez.

Denetim baskı değildir.

Takip etmek güvensizlik değildir.

Sormak müdahale değil, ilgidir.

Çocuğun izlediğini merak etmek, konuşmak, yorumlamak; şiddetin normalleşmesini engellemenin ilk adımıdır.

Tren Gerçekten Kaçtı mı?

Gençler için sıkça kullandığımız o cümle: “Tren kaçtı.”

Hayır. Tren kaçmadı.

Belki hızlandı. Belki kontrol zorlaştı.

Ama yavaşlatmak, hatta durdurmak hâlâ mümkün.

Bunun için:

  • Evde içerik filtresi bir alışkanlık olmalı.
  • Çocukla iletişim, sorgulayıcı değil anlayıcı bir zeminde kurulmalı.
  • Okullarda medya okuryazarlığı dersleri güçlendirilmeli.
  • Şiddeti yücelten değil; emeği, başarıyı ve ahlakı öne çıkaran rol modeller görünür kılınmalı.

Gençlik bozulmadı.

Gençlik yön arıyor.

Eğer biz onlara gerçek başarı hikâyeleri, sağlam karakter örnekleri ve güvenli iletişim alanları sunmazsak; ekranlar sunar. Ve ekranların sunduğu dünya her zaman gerçeğin en sağlıklı yansıması değildir.

Şiddetin sıradanlaştığı bir toplumda kimse “benim çocuğum yapmaz” deme lüksüne sahip değildir.

Bugün alacağımız küçük ama kararlı tedbirler, yarının büyük toplumsal yaralarını önleyebilir.

Treni durdurmak için hâlâ zaman var.

Yeter ki direksiyonu ekranlara değil, bilinçli ebeveynliğe bırakalım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir