ROL ÇATIŞMASI: AĞRI’NIN GÖRÜNMEYEN KRİZİ

IMG_2666

Ağrı’da son dönemde gözle görülmeyen ama etkisi her geçen gün büyüyen bir sorun var: rol çatışması. Bu öyle bir sorun ki; ne bir yol kadar somut, ne bir hastane kadar görünür… Ama etkisi hepsinden daha derin, daha yıkıcı.

Bir şehir düşünün…

Hastanede bir problem yaşanıyor, çözüm üretmesi gereken sağlık yöneticileri yerine belediye başkanı çıkıp açıklama yapıyor.

Şehirde sel oluyor, altyapı konuşulacağına milletvekili konuyu başka yerlere çekiyor.

Bir kurumda kriz çıkıyor, yetkisi olmayan kişiler mikrofon kapma yarışına giriyor.

Ortaya çıkan tablo şu:

Yetkisi olan susuyor, yetkisi olmayan konuşuyor.

Bu bir iletişim problemi değil.

Bu, devlet aklının yer değiştirmesi demektir.

 

KİMİN NE YAPTIĞI BELLİ DEĞİL

Devlet dediğimiz yapı, aslında bir düzenler bütünüdür.

Her kurumun bir sınırı, her yöneticinin bir sorumluluğu vardır.

Ama Ağrı’da bu sınırlar bulanıklaşmış durumda.

Sağlık sorununda sağlık yöneticisi geri planda

Altyapı krizinde yerel yönetim yerine siyaset sahnede

Eğitimde öğretmen değil, başka aktörler konuşuyor

Bu durum sadece bir karmaşa değil; kurumsal çöküşün ilk işaretidir.

Çünkü bir yerde herkes her işe karışıyorsa,

orada aslında hiç kimse işini yapmıyor demektir.

 

HERKES SAHNEDE, AMA SORUMLU YOK

Bugün Ağrı’da yaşanan tam olarak bu:

Herkes konuşuyor, herkes yorum yapıyor, herkes poz veriyor…

Ama iş çözmeye gelince ortada kimse yok.

Bu bir “yetki genişliği” değil,

bu düpedüz sorumluluktan kaçışın maskelenmiş halidir.

Çünkü sorumluluk almak zordur.

Hesap vermek gerekir.

Sonuç üretmek gerekir.

Ama konuşmak kolaydır.

Algı yönetmek kolaydır.

Gündem değiştirmek kolaydır.

Ve ne yazık ki şehir, bu kolaycılığın bedelini ödüyor.

BU SADECE KURUMSAL DEĞİL, ZİHİNSEL BİR SORUN

Bu durumu sadece kurumlarla açıklamak eksik olur.

Bu aynı zamanda bir zihniyet problemidir.

Tıpkı şu örnekte olduğu gibi:

Bir öğretmen düşünün…

Sınıfta otoriterdir, disiplinlidir, yönlendiricidir.

Ama aynı tavrı evine taşıdığında ne olur?

Eşiyle konuşurken öğretmen gibi konuşur,

çocuğuna yaklaşırken öğrenci gibi davranır.

Sonuç?

Sevgi bozulur, iletişim kopar, aile dengesi sarsılır.

Çünkü her rolün bir yeri vardır.

Yanlış yerde kullanılan doğru rol bile yanlışa dönüşür.

Ağrı’da yaşanan da tam olarak budur.

Kurumlar kendi rollerini bırakmış, başkalarının alanına girmiştir.

 

ŞEHİR KAYBEDİYOR

Bu rol karmaşasının en büyük zararı kime?

Ne siyasetçiye,

ne bürokrata…

Doğrudan vatandaşa.

Çünkü vatandaş şunu soruyor:

“Benim sorunumu kim çözecek?”

Ama karşısına çıkan cevap şu:

Herkes konuşuyor, ama kimse çözmüyor.

Bu da güveni yok ediyor.

Devlete olan inancı zedeliyor.

Toplumsal aidiyeti sarsıyor.

 

EN BÜYÜK TEHLİKE: NORMALLEŞME

Asıl korkutucu olan şu:

Bu durum artık normalleşmeye başladı.

Kimse şaşırmıyor.

Kimse sorgulamıyor.

Herkes alışıyor.

İşte en büyük çöküş de burada başlar.

Çünkü bir toplum, yanlışları sorgulamayı bıraktığında

o yanlışlar artık kader gibi kabul edilir.

EZ CÜMLE

Ağrı’nın ihtiyacı olan şey çok basit:

  • Herkes kendi işini yapacak
  • Her kurum kendi sorumluluğunu bilecek
  • Kimse başkasının alanında siyaset üretmeyecek

Devlet ciddiyet ister.

Yönetim disiplin ister.

Şehir ise düzen ister.

Eğer bu rol çatışması devam ederse,

Ağrı sadece bugünü değil, geleceğini de kaybedecektir.

Ve o zaman gerçekten diyeceğiz ki:

Allah bu şehrin yardımcısı olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir