KASABAYI KÜÇÜK, KENDİNİ BÜYÜK GÖREN BAŞKANIN HİKÂYESİ
Vaktiyle küçük bir kasabanın büyük koltuğunda oturan bir başkan varmış.
Koltuğu yükseldikçe gözleri halkı daha küçük görmeye başlamış. Sokakta selam verenleri duymaz, derdini anlatmak isteyenlerin yüzüne bakmazmış. Vatandaş kapısında beklerken o, aynanın karşısında makamının ne kadar yakıştığını seyredermiş.
Kasabalılar zamanla anlamışlar ki başkan, kasabayı yönetmekten çok koltuğunu; halkın derdinden çok kendi hesabını düşünüyormuş. Yanına yaklaşanlara üst perdeden konuşur, eleştirenleri küçümser, kendisine doğruyu söyleyenleri kapısından uzaklaştırırmış.
Etrafında yalnızca her sözüne “doğrudur başkanım” diyen birkaç kişi kalmış. Onlar alkışladıkça başkan kendisini kasabanın hizmetkârı değil, sahibi sanmaya başlamış.
Oysa makam, insanı büyüten bir taç değil; taşıyana sorumluluk yükleyen bir emanettir. Bunu unutanlar, koltuğun yüksekliğini kendi boylarının uzunluğu zannederler.
Gün gelmiş, kasabalının gönlündeki sandık çoktan kurulmuş. İnsanlar başkanın adını duyduklarında umutla değil, kırgınlıkla bakmaya başlamışlar. Başkan nihayet tehlikeyi sezmiş. Yıllarca kapısından çevirdiği insanların arasına inmeye, çay ocaklarında görünmeye ve sokaklarda yapay tebessümler dağıtmaya başlamış.
Bir zamanlar selamını almadığı vatandaşın elini bu defa iki eliyle tutuyormuş. Kameralar açılınca çocukları seviyor, yaşlıların hâlini soruyor, esnafın masasına oturuyormuş. Fakat kasabalı biliyormuş ki bazı yakınlıklar gönülden değil, yaklaşan hesabın korkusundan doğar.
Yaşlı bir adam, başkanı halkın arasında görünce şöyle demiş:
“Başkanım, bugün aramıza gelmişsin ama biz senin yanına yıllar önce gelmiştik. Sen bizi o zaman görmedin. Şimdi sen bizi görüyorsun fakat biz artık eski seni çok iyi görüyoruz.”
Başkan o an anlamış ki halkın sofrasına sonradan oturmak kolaydır; asıl mesele, zamanında gönlüne oturabilmektir. Çünkü kırılan gönül seçim yaklaşınca çekilen birkaç fotoğrafla onarılmaz. Samimiyet sonradan sahnelenmez, güven siparişle geri gelmez.
Kıssadan hisse şudur:
Vatandaşa tepeden bakanlar, bir gün aşağıya inmek zorunda kalırlar. Ancak halktan kopan bir yönetici yere indiğinde, çoğu zaman bastığı toprağın çoktan ayağının altından çekildiğini fark eder.
Makam geçicidir, milletin hafızası kalıcıdır.
Ve siyasetçinin en büyük yanılgısı, halk sustuğunda kendisini hâlâ seviliyor sanmasıdır. Çünkü halk bazen konuşmaz; yalnızca bekler. Vakti geldiğinde de cevabını öyle bir verir ki en yüksek koltuk bile sahibini düşmekten kurtaramaz.