“Bir Şehrin Hafızası Konuştu: Suzan Sürmeli ile Ağrı’nın Dününe Yolculuk”
Şehirler yalnızca yollarıyla, binalarıyla, meydanlarıyla var olmaz. Bir şehri şehir yapan; o sokaklarda büyüyen insanlar, o topraklara emek veren eller ve yaşanmışlıkları geleceğe taşıyan hafızalardır. Zaman geçer, sokaklar değişir, binalar yenilenir; fakat şehirlerin gerçek kimliği, hatırlayan insanların anlattıklarıyla yaşamaya devam eder.
Tam da bu düşünceden hareketle, Memleketten Haber Var imtiyaz sahipleri Fırat Koç ve Muhammed Balcı tarafından hayata geçirilen “Ağrı’nın Değerleri” projesi, şehrin yaşayan hafızasını kayıt altına almayı amaçlıyor. Bu proje yalnızca bir röportaj serisi değil; Ağrı’nın kültürel belleğini, insan hikâyelerini, mesleklerini, geleneklerini ve unutulmaya yüz tutmuş değerlerini gelecek nesillere aktarmayı hedefleyen önemli bir kültür çalışması niteliği taşıyor.
Konseptin bu haftaki konuğu ise ömrünü eğitime, üretime ve memleket sevgisine adamış emekli öğretmen Suzan Sürmeli oldu.
Yaklaşık iki saate yaklaşan samimi söyleşi boyunca kimi zaman gözleri doldu, kimi zaman çocukluk yıllarına gülümseyerek döndü, kimi zaman ise bugünün toplumsal değişimini anlatırken derin bir hüzün yaşadı. Ancak her cümlesinin merkezinde tek bir duygu vardı: Ağrı sevgisi.
“Biz Saygıyla Büyüdük”
1952 yılında dünyaya gelen Suzan Sürmeli, sekiz kardeşli bir ailede büyüdüğünü anlatırken aslında sadece kendi hayatını değil, bir dönemin Ağrı’sını da tarif etti.
O yıllarda aile terbiyesinin, komşuluk hukukunun ve insan ilişkilerinin bugünden çok farklı olduğunu söyleyen Sürmeli, çocukluk döneminde yaşadığı küçük bir örnekle geçmişin nezaket anlayışını özetledi.
Yaşlı bir insan yolda yürürken çocukların hemen kenara çekildiğini, büyüklerine yol verdiğini, karşılığında ise yalnızca bir “Teşekkür ederim evladım.” sözünün bile kendileri için büyük bir mutluluk olduğunu anlattı.
Bugün ise insanların birbirine karşı daha tahammülsüz hale geldiğini, nezaketin yerini aceleciliğin ve bireyselliğin aldığını ifade ederken en büyük özleminin eski insan ilişkileri olduğunu dile getirdi.
Mahalle Kültürü Bir Okuldu
Sürmeli’nin en çok üzerinde durduğu konulardan biri de mahalle kültürüydü.
O dönemlerde mahallede herkesin birbirinin çocuğunu tanıdığını, annelerin çocukları güven içinde sokağa bıraktığını, gece geç saatlere kadar kızlı erkekli oyunlar oynandığını anlattı.
Yakan top, saklambaç, uzun eşek…
Bugün yalnızca hatıralarda kalan oyunların aslında çocuklara paylaşmayı, arkadaşlığı ve güven duygusunu öğrettiğini söyledi.
O günlerin Ağrı’sında komşunun derdinin herkesin derdi olduğunu belirten Sürmeli, bugünün en büyük eksikliklerinden birinin de insanların birbirinden uzaklaşması olduğunu ifade etti.
Öğretmenlik Onun İçin Bir Meslek Değil, Bir Ömürlük Nöbet
18 yaşında öğretmen olarak görevine başlayan Suzan Sürmeli, öğretmenliği anlatırken sık sık “emanet” kelimesini kullandı.
Çünkü ona göre okul sıralarına oturan her çocuk, ailesinin öğretmene emanet ettiği bir hayattı.
Yıllar boyunca binlerce öğrenci yetiştirdi.
Kimi zaman kalem tutmayı öğretti, kimi zaman hayata tutunmayı…
Röportaj sırasında anlattığı “Haydar” isimli öğrencisi ise bunun en güzel örneklerinden biri oldu.
Sınıfta durmayan, sürekli kaçan ve herkes tarafından umutsuz görülen öğrencisini sabırla kazanarak sınıfın en başarılı öğrencilerinden biri haline getirdi.
Bu anıyı anlatırken aslında öğretmenliğin bilgi vermekten çok gönle dokunmak olduğunu gösterdi.
“Öğretmenlik nöbetimi devredecek insan arıyorum.” sözleri ise söyleşinin en dikkat çekici cümlelerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Eski Ağrı’nın Bayramları ve Taziyeleri
Sürmeli’ye göre eski Ağrı’nın en büyük zenginliği paylaşma kültürüydü.
Bir evde cenaze olduğunda yalnızca birkaç saatlik taziye yapılmaz, haftalar boyunca bütün mahalle o evin yükünü omuzlardı.
Kimisi yemek yapar, kimisi çocuklarla ilgilenir, kimisi ev işlerini üstlenirdi.
Çünkü acı yalnızca bir ailenin değil, bütün mahallenin acısıydı.
Bayramlarda ise her evin kapısı sonuna kadar açıktı.
Çocuklar şeker toplar, harçlık alır, mendiller ve küçük hediyelerle evlerine dönerdi.
Bugün ise insanların birbirine karşı daha mesafeli hale geldiğini, örf ve adetlerin giderek unutulduğunu üzülerek dile getirdi.
Ağrı Balının Hikâyesi
Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri de Ağrı’nın meşhur balı üzerineydi.
Suzan Sürmeli, arıcılığı yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak görmüyor.
Onun için arıcılık; emek, dürüstlük ve inançla yürütülen bir yaşam biçimi.
Rahmetli kayınpederinin Ağrı’da arıcılığın öncülerinden biri olduğunu anlatan Sürmeli, bu mirası yıllardır aynı hassasiyetle sürdürdüğünü ifade etti.
Arıya glikoz verilmesine karşı sert ifadeler kullanan Sürmeli, doğal üretimin yalnızca kaliteli bal üretmek için değil, insan sağlığını korumak için de vazgeçilmez olduğunu söyledi.
Arının Allah’ın en büyük mucizelerinden biri olduğunu anlatırken, yıllar önce petek üzerinde oluşan “Allah” yazısını gösteren bal peteğini bugün hâlâ sakladığını da paylaştı.
Bu hatıranın kendisi için yalnızca bir tesadüf değil, büyük bir manevi emanet olduğunu ifade etti.
Kadın Eli Üretimin Bereketidir
Sürmeli’ye göre bir toplumun kalkınmasının temelinde kadın emeği bulunuyor.
Öğretmenliğin yanında mandıracılık yaptığını, süt topladığını, peynir ürettiğini, yoğurt mayaladığını, arıcılıkla uğraştığını anlatırken hiçbirini yük olarak değil, üretmenin bereketi olarak gördüğünü söyledi.
Bugün kadınların üretimin birçok alanından uzaklaştığını düşündüğünü belirterek, “Kadın eli değmeli.” sözünü röportaj boyunca birkaç kez tekrarladı.
“Ağrı’nın En Büyük Gücü İnsanıdır”
Söyleşinin son bölümünde konu yeniden memlekete geldi.
Sürmeli, Ağrı’nın sahip olduğu doğal güzelliklerin, tarihî mirasının ve kültürel zenginliklerinin yeterince anlatılamadığını ifade etti.
Buna rağmen bu şehrin en büyük değerinin insanı olduğunu söyledi.
“Ağrı insanı merttir.” derken yalnızca bir karakter özelliğini değil, yılların gözlemini dile getiriyordu.
Gençlere ise memleketlerini terk etmemeleri çağrısında bulundu.
“Taş yerinde ağırdır.” diyerek başka şehirlerde aranan mutluluğun çoğu zaman insanın kendi toprağında bulunduğunu söyledi.
Bir Röportajdan Fazlası…
Fırat Koç ve Muhammed Balcı’nın hazırladığı “Ağrı’nın Değerleri” projesi, Suzan Sürmeli söyleşisiyle yalnızca bir hayat hikâyesini kayıt altına almadı.
Bir dönemin mahalle kültürünü, öğretmenlik anlayışını, aile terbiyesini, komşuluk hukukunu, Ağrı balının gerçek hikâyesini ve en önemlisi bu topraklara duyulan aidiyet duygusunu gelecek nesillere taşıyan güçlü bir sözlü tarih çalışmasına imza attı.
Çünkü şehirler, kendileri için yaşayan insanları unuttuğu gün hafızalarını kaybeder.
Ancak onların anlattıkları kayıt altına alındığında; geçmiş yalnızca hatırlanmaz, geleceğe de yön verir…
Ve Suzan Sürmeli’nin röportaj boyunca söylediği tek bir cümle, belki de bütün söyleşinin özeti oldu:
“Türkiye’de yeniden dünyaya gelsem, yine Ağrı’da yaşamak isterim.”