Ağrı’nın Yöneticilerini Erzurum’a, Erzurum’un Yöneticilerini Ağrı’ya Getirin; Zihniyet Değişmedikçe Sonuç Değişmez

6EE0E664-C173-43C2-B9F4-757B8BC70F82

Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşanan sorunların çözümü için zaman zaman farklı şehirlerden yönetici getirilmesi gerektiği dile getiriliyor. Özellikle Erzurum’daki hastanelerin temizliği, düzeni, disiplini ve idari işleyişi örnek gösteriliyor.

Peki, gerçekten çözüm birkaç yöneticinin yerini değiştirmek midir?

Gelin, Ağrı’daki yöneticileri Erzurum’a gönderelim; Erzurum’daki yöneticileri de Ağrı’ya getirelim.

Sonuç değişecek mi?

Bana göre değişmeyecek.

Çünkü Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin temel sorunu yalnızca yöneticiler değildir. Sorun, yıllar içerisinde oluşmuş ve giderek kökleşmiş bir zihniyet meselesidir. Bu zihniyet değişmediği sürece Erzurum’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan veya ülkenin başka bir şehrinden hangi yönetici getirilirse getirilsin, kalıcı bir başarı sağlanamaz.

Bir kurum yalnızca başhekimin, müdürün veya idarecinin çalışmasıyla düzelmez. Kurum; yöneticisiyle, doktoruyla, hemşiresiyle, temizlik görevlisiyle, güvenlik personeliyle, hasta yakınıyla ve vatandaşla birlikte ayakta kalır.

Ağrı’da ise en büyük eksiklik tam da burada ortaya çıkıyor:

Toplumsal iş birliği kuramıyoruz.

Kurumlarımızı ortak değerimiz olarak görmüyoruz.

Sorumluluğu sürekli başkasına yüklüyoruz.

Bir sorun ortaya çıktığında yönetimi suçluyoruz; yönetim personeli, personel vatandaşı, vatandaş da sistemi suçluyor. Ancak hiç kimse aynaya bakıp “Ben üzerime düşeni yaptım mı?” sorusunu sormuyor.

Erzurum’daki hastaneleri örnek gösteriyoruz. Temizliğinden, düzeninden ve kurumsal disiplininden övgüyle söz ediyoruz.

Peki, o düzen sadece yöneticilerin başarısı mıdır?

Elbette hayır.

Orada temizlik personeli görevini yapıyor, idare denetimini gerçekleştiriyor, sağlık çalışanları kuruma sahip çıkıyor ve vatandaş da ortak alanları daha dikkatli kullanıyor.

Daha da düşündürücü olan şudur:

Ağrı’dan Erzurum’a tedavi için giden vatandaşlarımız, Erzurum’daki hastanelerde yere çöp atmıyor, tuvaletleri daha temiz kullanıyor, duvarlara ve ortak alanlara zarar vermiyor. Çünkü oradaki düzenin bir parçası olmaya çalışıyor.

Aynı insan, kendi şehrindeki hastaneye geldiğinde neden aynı hassasiyeti göstermiyor?

Neden Erzurum’daki hastaneyi sahiplenirken Ağrı’daki hastaneye üvey evlat muamelesi yapıyor?

Neden başka şehirde kurala uyarken kendi memleketinde kuralsızlığı normal görüyor?

İşte asıl sorgulanması gereken mesele budur.

Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki temizlik sorunu yalnızca temizlik personelinin sorunu değildir. Tuvaleti kirleten, yere çöp atan, ortak kullanım alanlarını hoyratça kullanan vatandaşın da sorumluluğu vardır.

Ancak personel boyutunu da görmezden gelemeyiz.

Yıllar içerisinde liyakat yerine referansla, ihtiyaç yerine yakınlıkla, görev bilinci yerine hatırla yapılan personel tercihleri kurumların çalışma düzenini ciddi biçimde zayıflatmıştır.

İşini hakkıyla yapan, alın teri döken ve sorumluluğunu eksiksiz yerine getiren çalışanları elbette ayrı tutuyoruz. Fakat görevini bir kamu sorumluluğu değil, kendisine verilmiş dokunulmaz bir hak gibi gören anlayışın kurumlara zarar verdiği de açıktır.

Bugün dışarıda iş bekleyen, çalışma iradesi bulunan, ailesini geçindirmeye çalışan binlerce insan varken; kamu kurumunda çalışıp görevini aksatan, bir başkasının üzerine yük bırakan, yalnızca torpiline veya arkasındaki kişilere güvenen bir anlayış varsa, orada hangi yönetici göreve gelirse gelsin sonuç değişmeyecektir.

Çünkü yöneticinin talimat vermesi yetmez.

Talimatı uygulayacak personelin görev bilinci olmalıdır.

Personelin çabası da yetmez.

Vatandaşın kuruma saygısı olmalıdır.

Vatandaşın hassasiyeti de yetmez.

Yönetimin denetimi güçlü ve adil olmalıdır.

Yani başarı, tek kişinin değil; bütün tarafların ortak sorumluluğudur.

Ağrı’da ise ortak sorumluluk kültürü yerine birbirini suçlama kültürü hâkimdir.

Herkes şikâyet ediyor, ancak çözümün parçası olmaya yanaşmıyor.

Herkes temiz hastane istiyor, ancak ortak alanı temiz bırakmayı kendisine görev saymıyor.

Herkes liyakat talep ediyor, ancak kendi yakını için kapı aramaktan vazgeçmiyor.

Herkes adalet istiyor, ancak sıra kendi çevresine geldiğinde ayrıcalık bekliyor.

Bu çelişki devam ettiği sürece Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sorunlarını yalnızca idari değişikliklerle çözmek mümkün değildir.

Erzurum’daki yöneticiyi Ağrı’ya getirmek kolaydır.

Asıl zor olan, Erzurum’daki kurumsal disiplini, görev bilincini, toplumsal hassasiyeti ve ortak sorumluluk anlayışını Ağrı’ya getirmektir.

Ağrı’daki yöneticiyi Erzurum’a gönderdiğinizde, oradaki sistem büyük ihtimalle işlemeye devam eder. Çünkü işleyen bir kurum kültürü, kişileri de sisteme uyum sağlamak zorunda bırakır.

Erzurum’daki yöneticiyi Ağrı’ya getirdiğinizde ise aynı yönetici; liyakatsizlik, denetimsizlik, personel direnci, vatandaş duyarsızlığı ve kurumsal sahiplenme eksikliğiyle mücadele etmek zorunda kalır.

Bu nedenle sorun yalnızca kimlerin yönettiği değil, nasıl bir ortamda yönettikleridir.

Ağrı’nın ihtiyacı sihirli bir yönetici değildir.

Ağrı’nın ihtiyacı; liyakate dayalı personel düzeni, tavizsiz denetim, adil görev dağılımı, çalışanlar arasında sorumluluk kültürü ve vatandaşta kurumsal aidiyet bilincidir.

Kendi hastanemizi sahiplenmediğimiz müddetçe, başkasının hastanesine hayran olmaya devam ederiz.

Kendi şehrimizde kurala uymadığımız müddetçe, başka şehirlerde gördüğümüz düzene övgüler dizeriz.

Kendi yakınımız için liyakatsizliği meşru görmeye devam ettiğimiz müddetçe, kurumların neden işlemediğini sorgulamamız samimi olmayacaktır.

Mesele Erzurum’dan ya da herhangi bir ilden yönetici getirmek değildir.

Mesele, Ağrı’daki zihniyeti değiştirmektir.

Çünkü zihniyet değişmeden yönetici değişirse yalnızca isimler değişir.

Koridorlar aynı kalır.

Şikâyetler aynı kalır.

Sorumsuzluk aynı kalır.

Ve Ağrı, kendi hastanesine sahip çıkmadığı müddetçe, başkalarının kurduğu düzeni uzaktan izlemeye devam eder.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir