“Ağrı ile Diyadin’in Ortak Kaderi: Çukur, İhmal ve Sessizlik”

Ağrı’dan Diyadin’e uzanan yol…
Aslında sadece ikisi arasındaki mesafe değil bu; yönetim anlayışının, vizyonun ve sorumluluğun da aynası. Ama ne acıdır ki bu aynaya baktığımızda gördüğümüz şey gelişim değil, ihmal. Hizmet değil, boş vaatler. Umut değil, hayal kırıklığı.
Diyadin’e gidiyorsunuz…
Ve fark ediyorsunuz ki değişen hiçbir şey yok. Aynı çukurlar, aynı bakımsızlık, aynı kaderine terk edilmişlik hissi. Sadece tabelalar değişmiş; sorunlar yerli yerinde duruyor.
Peki neden?
Çünkü bu şehirde uzun zamandır gerçek sorunlar konuşulmuyor. Konuşulması gerekenler örtbas ediliyor. Hizmet üretmesi gerekenler, ideolojik söylemlerle günü kurtarmaya çalışıyor. İnsanların en doğal hakkı olan hizmet, siyasal hamasetin gölgesinde kayboluyor.
Bugün açıkça sormak gerekiyor:
Bu halk sizden ideoloji mi istedi, yoksa hizmet mi?
Yollar neden hâlâ çukur içinde?
Altyapı neden hâlâ yetersiz?
Şehir neden hâlâ gelişemiyor?
Bu soruların cevabı yok. Çünkü cevap vermek yerine gündem değiştiriliyor. Çünkü hesap vermek yerine duygular istismar ediliyor.
Özellikle Sırrı Sakık gibi isimlerin yıllardır sürdürdüğü siyaset dili artık bu şehirde karşılık bulmamalı. Milenyum çağında hâlâ kimlik siyasetiyle, duygusal manipülasyonlarla insanları oyalamak; bu halka yapılabilecek en büyük haksızlıktır. İnsanlar artık “kimlik” değil, “hizmet” istiyor. Laf değil, proje istiyor.
Ama ne yazık ki tablo ortada:
Hazal Aras ve Hazal Aras gibi yerel yönetimlerin sergilediği performans, beklentilerin çok uzağında. Adeta bir “el ense” hali… Ciddiyetten uzak, sorumluluktan kaçan bir yönetim anlayışı.
Halkın sorunları büyürken, yöneticilerin sessizliği daha da büyüyor.
Çukurlar derinleştikçe, güven de o ölçüde sarsılıyor.
Bu şehir sahipsiz değil.
Bu şehir kaderine razı olacak bir şehir hiç değil.
Sevgili Ağrılılar, sevgili Diyadinliler…
Artık duygularınız üzerinden siyaset yapanlara değil, iş yapanlara bakmanın zamanı gelmedi mi?
Artık “neden yapılmadı?” diye sormanın vakti gelmedi mi?
Unutmayın:
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Gerçekler ortada. Ve bu gerçekler şunu söylüyor:
Bu şehir hak ettiği hizmeti almıyor.
Artık susmak değil, sormak gerekiyor.
Artık inanmak değil, denetlemek gerekiyor.
Artık beklemek değil, hesap sormak gerekiyor.
Çünkü bu şehir kimsenin duyguları sömürerek siyaset yaptığı bir alan değildir.
Bu şehir; emeğin, alın terinin, hakkın ve hizmetin şehridir.
Ve o hizmet gelene kadar, bu sorular sorulmaya devam edecek.