KRİZİN GÖRÜNMEZ YÜZÜ: DOLU AVM’LER, DOLUP BOŞALAN SINIFLAR

Sokakta, sosyal medyada, dost meclislerinde sık duyduğum bir soru var:
“Madem kriz var diyorsunuz, nasıl oluyor da AVM’ler tıklım tıklım, kafelerde boş masa yok, telefon mağazalarında kuyruk eksik olmuyor?”
Bu soruyu soranların yüzünde çoğu zaman zafer kazanmış bir ifadeyle karışık bir şaşkınlık beliriyor. Sanki “Bak gördün mü, ekonomi kötü olsa bunlar olmazdı!” demeye getiriyorlar.
Ben de gülümsüyorum. Çünkü yanıt, aslında gördükleri tablonun tam içinde saklı.
Küçük Lükslerin Büyük Cazibesi
Ekonomik sıkıntı dönemlerinin kendine özgü bir psikolojisi vardır. İnsanlar büyük harcamalardan geri dururken, moral düzeltici küçük lükslere yönelir. Buna literatürde “ruj etkisi” deniyor.
Konut, araba ya da ciddi yatırım gerektiren harcamalar uzak bir hayal haline geldikçe; parfümler, aksesuarlar, marka kahveler, akıllı telefonlar birer “ulaşılabilir mutluluk dozu”na dönüşüyor.
Bir anlamda, kriz döneminin tüketim alışkanlıklarını AVM’lerde dolaşarak değil, insanların gelecek algısına bakarak anlamak gerekiyor. Gelecek belirsizleştikçe, bugünün tadını çıkarma duygusu güçleniyor.
Statü, Gösteriş ve Yeni Endişeler
Bu davranış biçiminin arka planında çok daha derin bir dinamik var: statü endişesi.
Alain de Botton’un yıllar önce dikkat çektiği gibi, insanlar kendilerini başkalarının gözlerinden izler. Saygınlık görmek, onaylanmak, “başarılı biri” sayılmak için çeşitli göstergelere sarılırlar.
Eskiden bu göstergeler nispeten daha erişilebilirdi: iyi bir ev, sağlam bir araba, düzgün bir iş, arada sırada gidilen iyi bir restoran…
Bugünse bu göstergelerin çoğu orta gelir grubunun elinden kaymış durumda. Hal böyle olunca telefon, kıyafet, restoran seçimi gibi daha küçük ama daha görünür tüketim kalemleri “statü sembolü”nün yeni sahibi oluyor. Thorstein Veblen’in sözünü ettiği gösteriş tüketimi, artık büyük servet sahiplerinin değil, geniş kitlelerin gündelik stratejisine dönüşmüş durumda.
Bu yüzden kredi kartlarına yükleniliyor, küçük lüksler büyük bir sosyal görünürlük aracı haline geliyor.
Kaybolan Değil, Aşağı Doğru Kaydırılan Orta Sınıf
Geçenlerde yıllardır uğramadığım bir balık restoranına gittiğimde, mekânın sahibi bana ilginç bir tablo çizdi:
“Altı ayda müşteri profili değişti. Orta sınıf gitti, onların yerine orta üst ve üst gelir grubundakiler geliyor.”
Soruyu sorunca cevap daha çarpıcıydı:
“Eski müşteriler? Onlar daha ucuz yerlere inmek zorunda kaldı.”
Bu cümle aslında günümüzün en önemli ekonomik gerçeğini özetliyor:
Orta sınıf yok olmuyor; sistemli bir biçimde bir alt basamağa doğru kayıyor.
Üst gelir grubu da kendi içinde yer değiştirmeye başlıyor—eskiden uğramadıkları mekânlar, onların yeni “orta sınıf deneyimi” hâline geliyor.
Böylece toplum, görünmez ama çok hızlı bir sosyoekonomik kayma yaşıyor. Statü, gösteriş ve tüketim kalıpları da bu kaymanın izinden yeniden şekilleniyor.
Doluluk Bir Refüje Benziyor
AVM’lerin kalabalık oluşu, ekonomik iyileşmenin değil, geniş kitlelerin tutunacak bir refüj arayışının göstergesi.
Gerçek refahın ölçüsü restoranların, kafelerin ne kadar dolu olduğu değil; kaç kişinin geleceğe dair plan yapabildiği, kaç kişinin borçsuz yaşayabildiği, kaç kişinin birikim yapabildiği…
Bugün bu sorulara verilen yanıtlar, tabloda parlak görünen noktaların aslında ne kadar gölgeli olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç: Kriz Görünmez Olabilir, Etkileri Asla
Kriz dediğimiz şey her zaman boş dükkânlar, kapanan restoranlar, ıssız caddeler değildir.
Bazen kriz, cebinde ikinci bir kahve almaya gücü yeten ama ev hayali kuramayan insanların sessiz yüzlerinde gizlidir.
Bazen restoran masalarının doluluğu, orta sınıfın çöküşünün alkışa benzeyen yankılarıdır.
Ve bazen en kalabalık AVM bile toplumun sosyoekonomik yarılmasını perdeleyen bir sahneden ibarettir.
Ekonomi, sadece kasalardaki hareketi değil; sınıflar arasındaki görünmez geçişleri de anlatır. Bugün yaşadığımız tam da bu: Aşağı doğru kaydırılan bir orta sınıf, yukarıdan gelen bir kalabalık ve herkesin kendini olduğundan daha iyi göstermeye çalıştığı dev bir vitrin.