VERGİ DÜZENİNİN GÖLGESİNDE: ANADOLU ESNAFININ TÜKENEN NEFESİ

IMG_2668

Türkiye’de vergi mevzuatı, yıllardır yap-boz tahtasına dönmüş durumda. Her düzenleme bir öncekini düzeltmek için geliyor ama tuhaf bir şekilde sonuç hep aynı: Esnafın yükü artıyor, belirsizlik çoğalıyor, sistemin karmaşıklığı daha da derinleşiyor. Bugün vergi düzenlemeleri ile reel hayat arasındaki makas öylesine açılmış ki, bazı kararlar sanki bu ülkede değil başka bir coğrafyada, başka bir ritimde yaşayan insanlara göre hazırlanmış hissi veriyor.

 

Kâğıt üzerinde reform, sahada ise enkaz görüntüsü…

Ekonomi daraldıkça, esnafın üzerine çöken bürokratik sis daha da ağırlaşıyor. Elektronik defterler, elektronik bildirimler, e-belge zorunlulukları, raporlamalar… Her biri ayrı bir dünya, her biri ayrı bir maliyet. Vergi politikasının amacı adalet dağıtmakken, pratikte küçük işletmeler için tam tersi bir yük dağıtımına dönüşmüş durumda.

ESNAFIN SÖYLEMEYE GÜCÜ KALMADI

Anadolu’daki bir bakkal bugün dükkânını açarken sadece satış düşünüp tezgâh kurmuyor; aynı zamanda sistem çökmesin diye dua ediyor, POS hata vermesin diye tedirgin oluyor, e-fatura geç gönderdi mi ceza gelir mi diye endişeleniyor. Bir lokantacı sadece yemek pişirmekle değil, elektronik tebliğleri takip etmekle de yükümlü hale geldi. Bir tamirci araba tamir ederken bile “Bu işlemi sisteme nasıl gireceğim?” kaygısıyla yaşıyor.

Ekonominin sert dalgaları bir yana, mevzuat baskısı artık esnafın ruhunu tüketen bir faktöre dönüştü. Üstelik bu sessiz bir çöküş… Kimse yüksek sesle bağırmıyor çünkü bağırmaya mecali yok.

Bugün birçok esnafın yüzündeki çizgi, enflasyon rakamından, ekonomi toplantılarından, grafiklerden çok daha yalın bir gerçek anlatıyor:

“Artık yorulduk.”

MALİYET DEĞİL, MÜCADELE BÜYÜYOR

Elektrik faturaları, kira artışları, hammaddelerdeki fahiş fiyatlar, nakliye maliyetleri… Esnaf için hiçbir kalemde istikrar yok. Bir işletmenin maliyet planlaması yapması neredeyse imkânsız hâle geldi. Sonuç olarak fiyat artırmak zorunda kalan esnaf, hem müşterisini kaybetme korkusu yaşıyor hem de vicdani bir sıkışmışlık hissiyle kıvranıyor.

Anadolu esnafı müşterisini para olarak değil, yüz olarak tanır. Ama bugün yüzleri tanımak da yetmiyor, kasa tutmuyor.
En vicdanlı işletmeci bile artık şunu söylüyor:

“Bu işin sürdürülebilir tarafı kalmadı.”

DİJİTALLEŞME: KOLAYLIK MI, CEZA TUZAĞI MI?

Elbette vergi kayıp-kaçağının önlenmesi için dijitalleşme şart. Ancak sorun dijitalleşmenin kendisi değil, uygulanma biçimi. Türkiye’de mevzuat çoğu zaman şu anlayışla ilerliyor:

“Önce zorunluluk, sonra açıklama…”

Portal çöker → Sorumlu: Esnaf
Sistem kilitlenir → Ceza: Esnaf
Tebliğ belirsiz → Yükümlü: Esnaf
Uygulama uyum sağlamaz → Yine esnaf…

Bir anda herkes teknik destek uzmanı, yazılımcı, mali analist, hukukçu olmak zorunda kalıyor. Oysa esnafın tek istediği, işini düzgünce yapmak.

Bugün birçok işletmenin sorusu artık şuna dönüştü:

“Sattığım üründen çok sistemle mi uğraşacağım?”

MALİ MÜŞAVİRLER: GÖRÜNMEYEN CEPHEDEKİ SAVAŞÇILAR

Ekonomik ve bürokratik fırtınanın ortasında belki de en ağır yükü taşıyan kesim ise mali müşavirler.

Gece yarısı yayınlanan tebliği sabah açıklamak zorundalar.
Portal çökerse ilk aranacak kişi onlar.
Her karmaşayı çözmek, her hatayı telafi etmek, her gerilimi yumuşatmak onların görevi.

Esnafın yükünü taşıyan görünmeyen direk misali ayakta durmaya çalışıyorlar.
Bir anlamda esnafın can simidi, devletin ise sahadaki tercümanı…

ÇÖZÜM VAR AMA İRADE GEREKİYOR

Türkiye’nin vergi sisteminde acil ihtiyaç, daha fazla düzenleme değil; daha sade, daha anlaşılır, daha öngörülebilir bir düzen kurmak.

Gerçek çözüm için:

  • Sektöre özel vergi modelleri geliştirilmeli

  • Dijital geçişlerde zorunluluk değil rehberlik öne çıkmalı

  • Sistem kaynaklı hatalarda mükellef asla cezalandırılmamalı

  • Vergi politikası, sahadaki esnafın gerçekliğiyle uyumlu olmalı

  • Esnafı suçlu değil, ekonominin orta direği olarak gören bir paradigma oluşturulmalı

Bir ülkenin ekonomisi önce sahada düzelir.
Esnaf nefes alırsa, üretim canlanır; üretim canlanırsa vergi gelir; vergi gelir ise devlet güçlenir.

Bugün ise birçok esnafın tek duası var:

“Bu ayı da zarar etmeden atlatalım…”

EZ Cümle : VERGİNİN ÖTESİNDE BİR MESELE

Vergiyi artırmak bir kararla olur.
Ama güveni artırmak yıllar ister.

Türkiye bugün ekonomik sıkıntılarla boğuşurken en çok ihtiyacı olan şey şudur:

Esnafın yüreğine su serpmek.
Onu dijital labirentlerde kaybetmek değil, sahada yaşatmak.

Soru aslında çok basit ama cevabı çok derin:

Devlet, vatandaşını yönetmek için mi vardır, yoksa yaşatmak için mi?

Cevap bu ülkede milyonlarca esnafın kaderini belirleyecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir