Ahlaksız Sanatkârlar

Daha önce “ahlaksız dindarlık” konusunu ele almıştık — iyileri tenzih ederek.
Namazını kılan, orucunu tutan, hacca giden, zekât veren… Sakal bırakıp başını örten nice insan var.
Ancak ne acıdır ki, fırsatını buldu mu çalan, kirleten, üretmeyen, kaldırımı işgal eden, parayı kazanırken ilkesiz davranan da yine aynı çevreden çıkıyor.
Şehveti buldu mu affetmez, içkiden geri kalmaz, dedikodu ve gıybette sınır tanımaz.
Sonra da “biraz yanarız, nasılsa cennete gideriz” der.
Oysa Allah, Yahudilere “Madem bir süre yanıp cennete gidecekseniz, ölümü dilesenize!” demiyor mu?
Bu kadar ahlaksızlığın içinde dindarlık olur mu?
Yetmiyor; bir de buna “sanatkârlık” ekleniyor.
Sanayinin Aynası: Ahlak
Bugün hemen herkesin yaka silktiği, isyan ettiği, “yeter artık” dediği bir konuyu ele alalım:
Sanayi ustaları ya da usta kılığındaki ahlaksızlar…
Elbette, iyileri ve helalinden kazananları tenzih ederim.
Düşünün: Aracınızda küçük bir arıza çıktı, yolunuz sanayiye düştü.
Daha gitmeden içimizi bir tedirginlik kaplar.
“Acaba dürüst bir usta bulabilecek miyim?”
“Gerçekten arızayı doğru teşhis eder mi?”
“Hakkı olanı mı alır, yoksa beni kazıklamaya mı çalışır?”
Parçayı değiştirirse orijinal mi takar, yoksa yerli ürünü orijinal fiyatına mı “verir”?
Gerçekten onarır mı, yoksa onarmış gibi mi yapar?
Belki de tamir ederken bilerek başka bir yeri bozar, “bir dahaki sefere oradan kazanırım” diye düşünür.
Ücretini belirlerken raiç fiyatı mı baz alır, yoksa sizin kıyafetinize, arabaya, cüzdana göre mi fiyat biçer?
Allah korkusu, vicdanı, işine saygısı var mı?
Gerçekten zanaatkâr mı, yoksa bu mesleği bir tür soygunculuk için mi yapıyor?
Bu soruların her biri, bu ülkede yaşayan milyonların ortak tecrübesinden doğuyor.
Sanayi Camilerinin Ön Safları
Ne yazık ki tüm bunlar bir Müslüman ülkede yaşanıyor.
Üstelik bu “usta kılıklı soyguncuları” cuma günleri camilerin en ön saflarında görmek mümkün.
Hutbeyi can kulağıyla dinlerler, sanayi camileri cuma günleri tıklım tıklım doludur.
Hatta cami yoksa, yapılması için para toplar, ön ayak olurlar.
Elbette cami yapmak, ibadet etmek güzeldir.
Ama ibadetten önce helal para kazanmak gerekmez mi?
Camiden önce sanayinin caddelerini tertemiz tutmak gerekmez mi?
Her şeyden önce iş ahlakı, güven, edepli bir duruş gerekmez mi?
Güvenin Öldüğü Yerde Sanat da Ölür
Bir müşteri, aracını gönül rahatlığıyla bırakabilmeli.
Hiçbir şüphe duymadan, güvenle ödemesini yapabilmeli.
Güven, ticaretin temelidir.
Olmayan arızayı varmış gibi göstermek, sanatkârlık değil sahtekârlıktır.
Bu, alın teriyle helal kazanç sağlayan ustalara da ihanettir.
Ve burada yalnızca sahtekârlar değil, dürüst esnaflar da suçludur.
Çünkü bu düzene sessiz kalarak, bu hilekârlara dolaylı olarak prim veriyorlar.
Biz müşteriler tanımıyoruz belki; ama siz biliyorsunuz.
Peki neden ses çıkarmıyorsunuz?
Ahlakın Kilit Altında Olduğu Bir Ülke
Eğer bir Müslüman ülkesinde camilerin kapısına hırsız girmesin diye kilit vuruluyorsa,
ve o camiden hâlâ eşyalar çalınıyorsa,
ahlakımızın seviyesi zaten ortadadır.
Kapıları kilitli iş yerleri talan ediliyorsa,
müşterisine fazla fiyat çekmek hırsızlık sayılmıyorsa, burada sorun yalnızca ustalarda değildir.
Bu, yöneticilerin, eğitim sisteminin ve ailelerin sorumluluğudur.
Son Söz
Derdi özgür, güvenli, adil bir toplum kurmak olan, ahlakı her şeyin önüne koyan,
emeğiyle, alın teriyle, helal kazançla hayatını sürdüren tüm sanatkârlara selam olsun.
Selam olsun dürüst esnafa, vicdanıyla yaşayan herkese.
Allah’a emanet olun.