“Köyde Şenlik, Hesapta Vurgun: Ağayla Marabanın On Bin Altınlık Sırrı!”
Bir köy, bir ağa ve on bin altın üzerine kurmaca bir kıssa…
Vaktiyle bir köyün ağası vardı.
Köyün yolları çamurdu, çeşmeleri yorgundu, gençleri işsizdi. Ama meydanı hiç boş kalmazdı. Bir gün dayanışma şöleni, ertesi gün kültür buluşması, sonraki hafta birlik beraberlik gecesi…
Ağa konuşur, marabası alkışlatır, fotoğrafçı deklanşöre basardı.
Köylüye de her defasında aynı söz söylenirdi:
“Bütün bunlar sizin için!”
Gelgelelim bazı şenliklerin köylüye uğramadan deftere geçtiği olurdu. Meydanda kurulmamış sofralar hesaplarda kuruluyor, kimsenin görmediği davetliler kâğıt üzerinde ağırlanıyordu.
Köyde bir organizasyon vardı; bir de organizasyonun hesabı. İkisi her zaman birbirini tutmazdı.
Ağanın bu işlere bakan bir marabası vardı. Kürsüyü o kurar, afişi o astırır, hesabı o getirirdi. Ağa, marabasının maharetinden pek memnundu. Çünkü maraba, ortada olmayan bir işi anlatırken bile yorulmuş gibi görünmeyi bilirdi.
Günlerden bir gün ağanın telefonu çaldı.
Arayan, Ağalar Birliği Federasyonundan biriydi.
“Ağam,” dedi karşıdaki ses, “sana on bin altın göndereceğiz.”
Ağanın yüzü aydınlandı. Henüz köy için ne istendiğini sormamıştı ki ses devam etti:
“Yalnız bu altınları, bildireceğimiz kişiye yeniden göndermen gerekiyor. Bir organizasyon karşılığı gönderilmiş gibi olacak. Sen gerekeni ayarlarsın.”
Ağa bir süre sustu.
Sonra köyün pencereden görünen çamurlu yoluna baktı, perdeyi çekti.
“Ayarlarız,” dedi.
Telefon kapanınca marabasını çağırdı. Kapıyı kapattı, meseleyi anlattı.
Maraba, ağanın beklediği kadar şaşırmadı.
“Çözülür ağam,” dedi. “Ancak benim de bir komisyonum olacak.”
Ağanın kaşları çatıldı.
“Sen zaten benim işlerime bakmıyor musun?”
“Bakarım ağam. Ama bu işin hesabı başka.”
Ağa önüne konulan rakamı beğenmedi. Maraba, ağanın teklifini az buldu. Birinin istediği ötekinin içine sinmiyor, ötekinin önerdiği berikine yetmiyordu.
Uzun uzun tartıştılar.
Köyün çeşmesi için on dakika konuşmayan iki adam, komisyon için saatlerce pazarlık etti.
Nihayet anlaştılar.
O gün odada köyden kimse yoktu. Zaten konuşulan hesapta köylüye ayrılmış bir pay da bulunmuyordu.
Bir süre sonra, köyde yapılmış gibi gösterilen bir organizasyon karşılığında on bin altın, Ağalar Birliğinin hesabından ağanın hesabına geçti.
Köylü böyle bir organizasyona katıldığını hatırlamıyordu.
Ama defter hatırlıyordu.
Maraba gereken teferruatı halletti. Kendi komisyonunu ayırdı, ağanın payını teslim etti. Kalan altınları da federasyonun bildirdiği kişinin hesabına gönderdi.
Hesap kapandı sanıldı.
Ağa arkasına yaslandı.
“Bu iş aramızda kalır,” dedi.
Maraba başını salladı.
“Kim nereden duyacak ağam?”
Ertesi hafta meydanda yine bir şenlik vardı.
Ağa kürsüye çıktı. Köye hizmetten, fedakârlıktan, birlikten söz etti. Maraba kalabalığın önünde yerini aldı, alkışın başlayacağı anı bekledi.
Fakat bu kez eller eskisi kadar çabuk birleşmedi.
Çünkü köyde başka bir hesap açılmıştı.
Önce kahvede biri sormuştu:
“Şu on bin altınlık organizasyona giden var mı?”
Sonra bakkalda konuşulmuştu.
Ardından çeşme başında…
Birisi tarihini merak etmişti, bir başkası nerede yapıldığını. Davetlileri soran çıkmıştı. Altınların neden gelip geri gittiğini anlamaya çalışanlar olmuştu.
Sorular çoğaldıkça ağanın anlattığı hikâye küçülüyordu.
Maraba bir süre, “Ağamıza iftira atıyorlar,” diyerek dolaştı. Fakat köylü artık övgü ya da yemin dinlemek istemiyordu. Hesabı görmek istiyordu.
Ağa yeni bir organizasyon düzenletti.
Daha büyük bir afiş, daha yüksek bir kürsü, daha uzun bir konuşma…
Meydana gelenler oldu. Ama bu defa ağayı dinlemek için değil, aynı soruyu sormak için gelmişlerdi:
“Bizim adımıza alınan altınlar kimin cebinden geçti?”
Ağa marabasına baktı.
Maraba başını eğdi.
İlk kez ikisinin de söyleyecek sözü kalmamıştı.
O gün ağanın kürsüsü hâlâ yerindeydi. Konağının kapısı da açıktı. Fakat köylü, söz bittiğinde alkışlamadan dağıldı.
Ağa ile marabanın sonu, işte o sessizlikte başladı.
Köyün yaşlılarından biri, boşalan meydana bakıp şöyle dedi:
“Bunlar altını geri gönderince hesabın kapandığını sandılar. Meğer hesap, köylü sormaya başlayınca açılırmış.”
Sitemizin Taşçlıçay Temsilcisi AYHAN ARSLAN’ın Kaleminden..