DEVLET ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI, ŞİMDİ SIRA ANNE VE BABALARDA!
Çocuklarımızın geleceğini korumak için asıl sınav şimdi başlıyor!
15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımına yönelik 1 Kasım itibarıyla yürürlüğe girmesi beklenen yasak, geleceğimizin teminatı olan evlatlarımızı koruma adına atılmış en önemli toplumsal adımlardan biri olmaya adaydır.
Çünkü yıllardır çocuklarımızı dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışırken, belki de en büyük tehlikenin evlerimizin içine, hatta çocuklarımızın avuçlarının arasına kadar girdiğini yeterince fark edemedik.
Sokakta kiminle arkadaşlık yaptığını merak ettiğimiz, eve birkaç dakika geç kaldığında endişelendiğimiz çocuklarımızın, saatlerce telefon ekranında kimlerle iletişim kurduğunu, hangi içeriklere maruz kaldığını ve nasıl bir dijital dünyanın içerisinde büyüdüğünü çoğu zaman sorgulamadık.
Çocuklarımızı sokağın tehlikelerinden korurken, dijital dünyanın tehlikeleri karşısında ne yazık ki yeterince koruyamadık.
Bugün dünyanın birçok ülkesi, kontrolsüz dijitalleşmenin çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerini ciddi biçimde tartışıyor. Ülkemizin de bu konuda harekete geçmesi ve çocuklarımızı korumaya yönelik tedbirler geliştirmesi son derece kıymetlidir.
Ancak burada asıl üzerinde durmamız gereken çok önemli bir mesele var:
Kanun çıkarmak başka, o kanunu hayatın içerisinde uygulamak bambaşka bir sorumluluktur.
Ne yazık ki ülkemizde birçok konuda alınan kararların uygulama aşamasında yeterince takip edilmemesi, en doğru düzenlemelerin bile zaman içerisinde etkisini kaybetmesine neden olabilmektedir.
İşte tam da bu noktada sorumluluk yalnızca devlete değil, doğrudan anne ve babalara düşmektedir.
Unutmamalıyız ki karşımızda teknolojiye son derece hâkim, çözüm üretme becerisi yüksek, isteklerini elde etmek için farklı yollar deneyebilen ve zaman zaman anne babalarının duygusal hassasiyetlerini kullanarak onları ikna edebilen bir yaş grubu bulunmaktadır.
Çocuklarımız bu yasağı aşmak için çeşitli gerekçeler sunabilir, arkadaşlarını örnek gösterebilir, kendilerini dışlanmış hissedeceklerini söyleyebilir ve ailelerini kararlarından vazgeçirmeye çalışabilirler.
İşte burada anne ve babaların kararlılığı, sabrı ve ortak hareket etme becerisi belirleyici olacaktır.
Çünkü çocuk yetiştirmek, onların her istediğini yerine getirmek değil; gerektiğinde onların iyiliği için istemedikleri kararlarda da sevgiyle ve kararlılıkla durabilmektir.
Elbette bu süreç kolay olmayacaktır.
Belki ilk zamanlarda çocuklarımızla aramızda ciddi fikir ayrılıkları yaşanacak. Belki evlerimizde tartışmalar çıkacak, çocuklarımız bize kırılacak, hatta kendilerini anlamadığımızı düşünecekler.
Ancak anne ve babalar olarak şunu unutmamalıyız:
Bugün çocuklarımızın geçici kırgınlıklarını göze alamazsak, yarın onların karşılaşabileceği çok daha büyük sorunların önüne geçme fırsatını kaybedebiliriz.
Burada amaç çocuklarımızı teknolojiden tamamen uzaklaştırmak, onları dijital dünyanın imkânlarından mahrum bırakmak değildir. Asıl amaç, teknolojiyi doğru zamanda, doğru şekilde ve bilinçli kullanabilecek bireyler yetiştirmektir.
Bu nedenle yalnızca yasak koymakla yetinmemeli; çocuklarımıza alternatif sosyal alanlar oluşturmalı, onlarla daha fazla vakit geçirmeli, sporla, sanatla, kitapla ve gerçek arkadaşlıklarla buluşmalarını sağlamalıyız.
Dahası, çocuklarına ekranı bırakmalarını söyleyen anne ve babaların da kendi telefon kullanım alışkanlıklarını sorgulamaları gerekmektedir. Çünkü çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alırlar.
Bir çocuğun geleceğini korumak, bazen onun bugünkü isteğine hayır diyebilmeyi gerektirir.
Devletin aldığı tedbirlerin başarıya ulaşması, ailelerin bu sürece göstereceği hassasiyet ve kararlılıkla doğrudan ilişkilidir.
Bugün vereceğimiz mücadele yalnızca bir telefonun, bir uygulamanın ya da sosyal medya hesabının sınırlandırılması meselesi değildir.
Bu mücadele; çocuklarımızın ruhsal gelişimini, aile bağlarını, eğitim hayatını, sosyal ilişkilerini ve geleceğini koruma mücadelesidir.
Ve inanıyorum ki bugün sabırla, sevgiyle ve kararlılıkla aşacağımız bu sancılı süreç, çocuklarımızın yarın çok daha sağlıklı, bilinçli ve kaliteli bir hayat sürmelerine önemli katkılar sağlayacaktır.
Son olarak bütün anne ve babalara seslenmek istiyorum:
Çocuklarımızın gözyaşları karşısında merhametli olalım ama onların geleceği söz konusu olduğunda kararsız olmayalım.
Sevgimizi her isteklerine evet diyerek değil, gerektiğinde doğru olanı savunarak gösterelim.
Çünkü anne babalık yalnızca çocuklarımızı mutlu etmek değil, onları hayata hazırlama sorumluluğudur.
Asıl sınav çocuklarımızın sosyal medyadan uzak kalıp kalamayacağı değil, anne ve babaların duygusal hassasiyetleri karşısında ne kadar kararlı durabilecekleridir.
Unutmayalım: Bugün çocuklarımız bize kızabilir, ama yarın onları korumak için verdiğimiz mücadeleyi çok daha iyi anlayabilirler.