Ağrı’da Cüzdana Hürmet, Dürüst İnsana Körlük: Bu Ne Yüzsüzlük!
Ağrı’da hangisi daha çok kapı açıyor: İnsanın onuru mu, cebindeki para mı?
Bir insanın sözüne güvenildiği için mi etrafında toplanıyoruz, yoksa bir gün işimiz düşer diye mi?
Bu sorular rahatsız ediyorsa hemen geçmeyelim. Belki de tam üzerinde durmamız gereken yere geldik.
Çünkü bir memlekette insanların değeri makamına, servetine ve telefon rehberindeki isimlere göre ölçülmeye başlanmışsa, orada yalnızca ilişkiler bozulmaz. Adalet duygusu da yaralanır.
Parası olmayana akıl verip, parası olanın karşısında esas durmanın adı saygı değildir.
Güçlü birinin kabalığına “karakteri böyle” deyip, dar gelirli birinin itirazını “haddini bilmezlik” sayıyorsak, önce kendi vicdanımıza bakacağız.
Aynı sözü zengin söyleyince cesaret, yoksul söyleyince terbiyesizlik sayan anlayışın bu şehre vereceği hiçbir şey yoktur.
Ağrı’yı sevdiğimizi söylüyoruz. Peki, bu şehrin alın teriyle yaşayan insanına ne kadar kıymet veriyoruz?
Sabahın ayazında dükkânını açan esnafın, çocuğunu okutmak için kendinden vazgeçen annenin, hakkı olmadığı bir lokmaya el uzatmayan emekçinin itibarı neden kalabalık sofralarda yeterince konuşulmuyor?
Neden bir insanı anlatırken önce “Çok dürüsttür” demek yerine “Çok çevresi var” diyoruz?
Ne zamandır iyi insan olmanın referansı, güçlü insan tanımak oldu?
Kimse kendini bu soruların dışında tutmasın. Ben de, siz de, hepimiz bu muhasebenin içindeyiz.
Çünkü güce göre eğilip doğrulan her selam, menfaate göre değişen her söz, haklıyı yalnız bırakan her suskunluk bu düzeni biraz daha büyütür.
Sonra gençlere “Dürüst olun, çalışın, kimsenin hakkını yemeyin” deriz.
Genç de dönüp sorar:
“Madem öyle, neden dürüst olan bekliyor da tanıdığı olan öne geçiyor? Neden doğruyu söyleyen yalnız kalırken gücü olan alkışlanıyor?”
Bu soruya verecek cevabımız yoksa, gençlere öğüt vermeden önce onlara gösterdiğimiz örneği değiştirmeliyiz.
Elbette para kazanmak ayıp değildir. Emekle büyümek, iş kurmak, insanlara istihdam sağlamak kıymetlidir. Makam sahibi olmak da sorumluluk üstlenmektir.
Ama para, insanın kusurlarını örten bir perdeye; makam, hesap vermekten kaçacağı bir duvara dönüşürse orada itibar aranmaz.
İtibar, insanların yanınızda ne söylediğinden önce, siz yokken adınızı nasıl andığıdır.
Bir gün makam biter. Telefon daha az çalar. Sofradaki sandalyeler boşalır. İşte o zaman geriye kalanların hatır için mi, çıkar için mi orada olduğu anlaşılır.
Ağrı küçük memleket. İnsanların birbirinin yüzüne söylemediğini, birbirinin ardından konuştuğu çok şey var. Asıl mesele, o konuşmaların karşısına temiz bir hayatla çıkabilmek.
Çocuğuna yalnızca ev, arsa, para bırakmayı düşünen insan şunu da düşünmeli: Ben ona nasıl bir soyadı bırakıyorum? Başını kaldırarak taşıyacağı bir isim mi, açıklamak zorunda kalacağı bir yük mü?
Bu şehrin çocukları, saygı görmek için mutlaka zengin ya da güçlü olmak gerektiğine inanmasın.
Dürüstlüğün de bir karşılığı olduğunu görsün.
Şimdi söz sizde: Ağrı’da insana mı değer veriliyor, imkânlarına mı? Gücü ve parası olmayan dürüst bir insan, bu şehirde hak ettiği saygıyı görebiliyor mu?
İsim vermeden, kimseyi hedef göstermeden yazın. Gördüğünüz bir haksızlığı da anlatın, onurundan taviz vermeyen bir insanın sizde bıraktığı izi de.
Bakalım bu memleketin gerçek zenginliği kimler?
Güzel noktalara değinmişsin Ali Kardeşim…
Tebrik ederim.