Kürsüler Sessiz, Ağrı’nın Sorunları Gürültülü!

BE69DB77-4964-4B76-BDED-2AD9BD402AF2

Dr. Öğr. Üyesi Muharrem Ağar Yazdı..

“Kürsüler Sessiz, Ağrı’nın Sorunları Gürültülü!”

Demokratik sistemlerde milletvekilleri, teorik olarak tüm ulusun egemenliğini temsil etseler de pratik hayatta seçildikleri bölgenin aynası ve sesi olmaktadırlar. Seçmen gözünde bir ilin milletvekili, sadece Ankara’da kanun yapan bir figür değil; doğrudan ulaşılabilecek bir sığınak, ilin haklarını ve haksızlığa uğrayan vatandaşlarını savunan bir elçi ve memleketin Meclis’teki koruyucusudur. Bu nedenle seçmenlerin kendi illerinin milletvekillerinden beklentileri, genel siyasetin soyut tartışmalarından uzak; son derece somut, yerel ve insani temellere dayanmaktadır.

Bu vesileyle;

Bir il vekilinden en büyük ve öncelikli beklenti, “ulaşılabilirlik ve destek” kavramında gizlidir. Seçmen, oy vererek Ankara’ya gönderdiği vekilin makamının ağırlığından ötürü halktan kopmamasını ister. Vatandaş; bürokratik bir engelle karşılaştığında veya bir haksızlığa uğradığında vekiline ya da danışmanına kolayca ulaşabilmeyi arzular.

Türk siyaset kültüründe milletvekilinin sadece seçim dönemlerinde değil; her yasama tatilinde, her hafta sonunda seçim bölgesine geri dönmesi, esnafın çayını içmesi ve halkın derdini yerinde dinlemesi sarsılmaz bir kuraldır. Sadece Ankara’dan üst düzey siyasiler geldiğinde ili ziyaret etmek doğru bir tutum değildir. Seçmen; Ankara’nın şaşaalı binalarına teslim olmayan, memleketinin tozunu yutan, çamurunda ıslanan samimi siyasetçileri bağrına basar.

Bunun yanı sıra milletvekili, şehrin ekonomik ve sosyal kalkınmasının da lokomotifi olmak zorundadır. Şehrin tarım, sanayi, altyapı veya turizm gibi alanlardaki spesifik sorunlarını Meclis kürsüsüne taşımak, soru önergeleriyle bakanlıkların dikkatini iline çekmek vekillerin en temel görevlerindendir.

Seçmen; bütçe görüşmelerinde kendi iline daha fazla okul, hastane, yol veya fabrika yatırımı kazandırabilen, bakanlıkların kapılarını aşındırarak şehrin projelerini hızlandıran cevval bir temsilci görmek ister. Kendi ilinin gençlerine istihdam olanakları oluşturulması için Ankara’da lobi faaliyeti yürütebilen bir milletvekili, bölgesinde çok daha kalıcı bir iz bırakır.

Tüm bu siyasi ve ekonomik beklentilerin ötesinde, işin bir de çok güçlü toplumsal ve kültürel boyutu vardır. Bizim kültürümüzde milletvekili, halkın hem iyi gününde hem de kötü gününde yanında görmek istediği bir aile ferdi gibidir. Sadece zengin ve tanınmış çevrelerin değil, seçmenin cenazesine katılmak, acısını paylaşmak ya da düğününde bulunarak mutluluğuna ortak olmak; vekil ile seçmen arasında siyaset üstü, köklü bir gönül bağı kurar.

Seçmen, vekilinin varlığını fiziken hissetmek, onunla göz göze gelmek ve “Bizim vekiller tepeden gelmedi, hâlâ bizden biri.” diyebilmek ister.

İl milletvekilliği, Meclis ile memleket arasında kurulmuş çift şeritli bir köprüdür. Seçmenin beklentisi; bu köprünün her zaman açık tutulması, memleketin sesinin Ankara’ya gür bir şekilde taşınması ve Ankara’nın imkânlarının da adil bir şekilde memlekete aktarılmasıdır.

Bir milletvekili, Ankara’nın yoğun gündemi içerisinde kendi şehrinin insanını, toprağını ve dertlerini kalbinde taşıdığı sürece hem halkın gözünde gerçek bir temsilci olur hem de demokrasinin yerelde güçlenmesine en büyük katkıyı sağlar. Bu taleplerin karşılanmadığı durumlarda ise gözler, halkın hakkını Meclis kürsülerinde savunanları haklı olarak arar.

Aktarmak istediğimizi şimdilik sadece bir örnekle anlatalım.

Eski Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Meclis kürsüsünde konuşurken süresinin bitmesi üzerine Meclis’e ve oturumu yöneten başkana söylediği şu söz hâlâ hafızalardadır:

“Şu Ağrılı milletvekillerinin sürelerini bana verin, zaten konuşmuyorlar.”

Bu trajikomik ve alaycı söylem, aradan geçen zamana rağmen hâlâ kulaklarımızda yankılanmaya devam ediyor.

Kısacası biz de diyoruz ki:

“Ya bu deve güdülür ya da bu diyardan gidilir.”

Devenin güdüleceği yok gibi…

En iyisi Siz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir