Avrupa Bilimi Konuştu, Biz Kimliği Tartıştık

IMG_2668

Cumhuriyetin ilanının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti.

Bu süre içerisinde dünya değişti. Sınırlar değişti, rejimler değişti, savaşlar yaşandı, teknolojiler doğdu ve insanlık bambaşka bir çağa evrildi. Dün kömürle çalışan fabrikalar bugün yapay zekâ ile yönetiliyor. Dün telgraf kullanan toplumlar bugün uzaya uydu gönderiyor. Dün üretim gücüyle öne çıkan ülkeler bugün bilgi gücüyle dünyaya yön veriyor.

Ancak Türkiye, bu büyük dönüşümün önemli bir bölümünü kendi iç meseleleriyle mücadele ederek geçirmek zorunda kaldı.

Bunların başında ise hiç şüphesiz Türk-Kürt meselesi ve etnik kimlik eksenli tartışmalar geldi.

Oysa tarihe biraz daha geniş bir pencereden bakıldığında görülür ki; bu topraklarda yaşayan insanların kaderi birbirinden ayrılmamıştır. Malazgirt’te omuz omuza savaşanlar da aynı coğrafyanın çocuklarıydı, Çanakkale’de aynı siperlerde şehit düşenler de. Kurtuluş Savaşı’nın cephelerinde yan yana mücadele edenler de farklı etnik kökenlerden gelen Anadolu insanlarıydı.

Bugün ise zaman zaman toplumun enerjisini tüketen tartışmaların merkezinde kimlikler yer alıyor.

Peki gerçekten asıl mesele kimlik mi?

Yoksa kimlikler üzerinden üretilen siyasi ve ideolojik çatışmalar mı?

Dünyaya baktığımızda gelişmiş ülkelerin önemli bir kısmının enerjisini etnik tartışmalara değil; bilime, teknolojiye, üretime ve insan kaynağına harcadığını görüyoruz.

Avrupa’nın birçok ülkesi, ikinci dünya savaşının yıkımından çıkarken laboratuvarlar kurdu. Üniversitelerini güçlendirdi. Sanayi devrimini dijital devrimle birleştirdi. Araştırma merkezlerine yatırım yaptı. Yapay zekâ, biyoteknoloji ve uzay teknolojileri gibi alanlarda yeni çağın temellerini attı.

Türkiye ise uzun yıllar boyunca darbelerle, siyasi kutuplaşmalarla, ideolojik çatışmalarla ve etnik gerilimlerle mücadele etti.

Bir milletin en büyük sermayesi zamanıdır.

Ve belki de Türkiye’nin en büyük kaybı tam olarak burada yaşandı.

Çünkü geçen her tartışmalı yıl sadece takvimden eksilen bir zaman dilimi değildi. Aynı zamanda kurulmamış fabrikalar, açılamamış araştırma merkezleri, gerçekleştirilememiş projeler ve yetiştirilememiş bilim insanları anlamına geliyordu.

Bugün dünyanın en değerli şirketleri petrol satmıyor.

Bilgi satıyor.

Yapay zekâ geliştiriyor.

Yazılım üretiyor.

Patent alıyor.

Teknoloji ihraç ediyor.

Biz ise hâlâ zaman zaman birbirimize hangi kimliğe sahip olduğumuzu anlatmaya çalışıyoruz.

Oysa geleceğin dünyasında etnik kökenler değil, üretim kapasitesi konuşulacak.

Bir ülkenin gücü nüfusundan önce eğitim kalitesiyle, doğal kaynaklarından önce insan kaynağıyla ölçülecek.

Bu nedenle Türk-Kürt meselesine bakarken de yeni bir dil geliştirmek gerekiyor.

Sorunu geçmişin öfkeleriyle değil, geleceğin ihtiyaçlarıyla değerlendirmek gerekiyor.

Türk olmak da bu ülkenin gerçeğidir.

Kürt olmak da bu ülkenin gerçeğidir.

Bu gerçeklerin birbirini yok etmeye çalışması değil, birbirini tamamlaması gerekir.

Çünkü aynı bayrağın altında yaşayan milyonlarca insanın ortak kaderi vardır.

Birlikte fakirleşmek de mümkündür.

Birlikte kalkınmak da.

Birlikte gerilemek de mümkündür.

Birlikte büyümek de.

Bugün Ağrı’dan Edirne’ye, Diyarbakır’dan İzmir’e kadar gençlerin temel beklentilerine baktığımızda; kimlik kavgasından çok iş, aş, eğitim, teknoloji ve gelecek umudu talep ettiklerini görüyoruz.

Yeni nesiller geçmişin çatışmalarını değil, geleceğin fırsatlarını konuşmak istiyor.

Belki de Türkiye’nin ikinci yüzyılındaki en büyük sınav budur.

Kimlikleri inkâr etmeden, farklılıkları düşmanlığa dönüştürmeden, ortak hedeflerde birleşebilmek.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılı; etnik tartışmaların değil, bilimsel üretimin yüzyılı olmak zorundadır.

Çünkü dünyada hiçbir millet, enerjisinin büyük bölümünü kendi iç gerilimlerine harcayarak küresel rekabette öne çıkamamıştır.

Türkiye artık enerjisini birbirine değil, geleceğe harcamalıdır.

Bir asırdır süren tartışmaların ardından belki de sorulması gereken en önemli soru şudur:

Türkler ve Kürtler olarak geçmişte neden ayrıştığımız değil;

gelecekte birlikte ne inşa edeceğimizdir.

Çünkü tarih, kimlerin kavga ettiğini değil; kimlerin medeniyet kurduğunu hatırlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir