Başarının ve Mutluluğun Sessiz Anahtarı Tevazu

IMG_5176

Tevazu ya da alçakgönüllülük hem bireyin kendi hayatındaki huzurunu hem de toplum içindeki ilişkilerinin kalitesini derinden etkileyen temel bir insanlık vasfıdır.

Sıklıkla yanlış anlaşılarak özgüven eksikliği veya zayıflık olarak yorumlansa da gerçek tevazu, büyük bir içsel güç ve olgunluğun göstergesidir.

 

Tevazu, kişinin kendi değerinin, yeteneklerinin ve başarılarının farkında olması, ancak bunları sürekli olarak başkalarının gözüne sokma ihtiyacı duymamasıdır.

Bu, kendini olduğundan daha az görme değil, aksine kendini gerçekçi bir perspektiften görebilme yeteneğidir.

Ancak tevazu sahibi olanlar hatalarını kabul edebilir, öğrenmeye açıktır ve her zaman daha iyi olma potansiyelini bünyesinde barındırır.

Tevazünün en büyük faydası, öğrenme kapılarını sonuna kadar açmasıdır.

Kibirli bir zihin, zaten her şeyi bildiği yanılgısıyla yeni bilgilere ve eleştirilere kapalıdır. Oysa alçakgönüllü bir zihin, her deneyimde, her insanda ve her geri bildirimde değerli bir ders olduğunu bilir.

Hata yapma korkusu olmadan, eleştirileri bir saldırı olarak değil, bir gelişim fırsatı olarak görür.

Bu da kişisel ve mesleki hayatta sürekli ilerlemeyi sağlar.

 

Tevazu, sağlam ve sağlıklı ilişkilerin temel taşıdır. Hiç kimse, sürekli kendini öven ve başkalarını küçümseyen birinin yanında kendisini rahat hissetmez. Tevazu sahibi bir birey, tartışmalarda haklı çıkmak yerine doğru çözümler bulmaya odaklanır.

Bu tutum, çatışmaları yapıcı bir şekilde çözmeye yardımcı olur. Rivayete göre, İmam Ebû Hanîfe sık sık kelâm tartışmalarına katılırdı.

 

Fakat o hem oğlu hem de öğrencisi olan Hammâd’a kelâm ilmiyle ilgili tartışmalara girmeyi yasaklamıştır. Oğlunun “ama baba sende kelâm konularını tartışıyorsun” kabilindeki itirazına verdiği şu cevap egodan arınarak tartışmanın önemini belirtmesi bağlamından önemlidir: “Biz Hakk’ın galebesi için, siz kendi galibiyetiniz için tartışıyorsunuz.”

Tevazu, doğuştan gelen bir özellikten değil geliştirilebilen bir alışkanlıktır. Zayıflık değil, karakter gücüdür. Bu bağlamda Hz. Lokman’ın oğluna şu tavsiyesi çok değerlidir:

“Kibirlenip insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde çalımla yürüme; çünkü Allah kibirlenip öğünenleri sevmez.” Lokman Suresi (31/18)

 

Tevazu, kişinin, makamı veya zenginliği ne olursa olsun kimseyi hor ve hakir görmemesi aynı zamanda kendisine kabalık yapan kimselerin seviyesine inmemesi ve onları muhatap almamasıdır.

Nitekim âyette: “Rahmân’ın (has) kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) selâm der geçerler” denilmektedir. Furkan Suresi (25/63)

 

Hz. Peygamberin hayatında tevazu ile ilgili güzel örnekler mevcuttur. O, tevazu konusunda kişinin kendini küçültecek derecede aşırıya kaçmasını uygun görmemiştir (İbn Mâce,“Fiten”, 21). Huzuruna getirilen birinin korkudan titrediğini görünce, “Sâkin ol! Ben kurutulmuş etle beslenen bir kadının oğluyum” (İbn Mâce, “Eṭʿime”, 30) diyerek onu teskin etmiştir.

Sonuç olarak kibrin zıddı olan tevazu, kişinin şahsiyetini zedeleyecek ve onurunu düşürecek derecede aşırıya kaçan alçakgönüllülüğü/zilleti değil;

İnsanların vakarlı (ağırbaşlı ve onurlu)olmalarını ifade eden insani ve ahlakî bir erdemdir. Tevazu ve vakar, insana yakışan iki dengeli davranıştır. Başka bir deyimle tevazu, kendini küçük görmek değil, kendini doğru yerde ve doğru zamanda konumlandırmaktır.

Hayatın fırtınaları karşısında bireyi ayakta tutan, başarıyı bir ego besini olarak değil, daha büyük bir amaca hizmet etme aracı olarak görmesini sağlayan bir bilgeliktir. Nitekim en verimli dallar taşıdığı dolgun meyvelerden dolayı en çok eğilen dallardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir