AĞRI SPORUNDA LİYAKAT KULÜBEDE, YAKINLIK İLK 11’DE Mİ?
Ağrı’da sporun en büyük problemi tesis, bütçe ya da yetenek eksikliği değildir. Asıl problem; sahayı bilen insanların dışarıda, sporu ilişkiler üzerinden okuyanların ise karar makamlarında olduğu yönündeki güçlü kanaattir.
Ağrı’nın genç nüfusu var. Spora ilgi duyan binlerce çocuğu var. Yıllarca sahalarda mücadele etmiş futbolcuları, emektar antrenörleri ve kulüp kültürünü bilen spor insanları var. Buna rağmen şehir neden futbol başta olmak üzere birçok branşta hak ettiği seviyeye ulaşamıyor?
Çünkü mesele yalnızca sporcu yetiştirmek değil, sporu kimlerin ve hangi ölçülerle yönettiğidir.
Bugün Ağrı’da görevler gerçekten liyakate göre mi veriliyor? Spor geçmişi, bilgi, başarı, tecrübe ve gençlerle kurulan bağ dikkate alınıyor mu? Yoksa aynı çevrelerin birbirini desteklediği, eleştirenlerin dışarıda bırakıldığı kapalı bir düzen mi oluştu?
Bu sorular artık yüksek sesle sorulmalıdır.
SAHAYI BİLENLER DIŞARIDA, SAHAYI YÖNETENLER TARTIŞILIYOR
Bir şehir düşünün; geçmişte formasını taşımış, çamurlu sahalarında ter dökmüş, yokluk içerisinde mücadele etmiş insanları var ama onların bilgi ve tecrübelerine başvurulmuyor.
Mesele eski futbolculara makam dağıtmak değildir. Mesele, Ağrı’nın spor geçmişine emek vermiş bir kuşağın bilgi ve birikiminin neden sistemin dışında bırakıldığını sorgulamaktır.
Bu insanlar hangi mahalleden yetenek çıkacağını bilir. Bir sporcunun hangi şartlarda yetiştiğini, gençlerin neden spordan koptuğunu ve kulüplerin hangi sorunlarla mücadele ettiğini sahada öğrenmiştir.
Fakat Ağrı’da spor konuşulurken sahanın gerçek emekçileri çoğu zaman tribünde bırakılıyor.
Ne acıdır ki futbolun emektarları kulübede beklerken liyakat tartışması yaşayan bazı anlayışlar ilk 11’de yer bulabiliyor.
ETKİNLİK YAPMAK, SPORU YÖNETMEK DEĞİLDİR
Ağrı’da turnuvalar düzenlenebilir, açılışlar yapılabilir, protokol konuşmaları gerçekleştirilebilir ve sosyal medyada yüzlerce fotoğraf paylaşılabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına sportif başarı değildir.
Gerçek başarı rakamlarla ortaya konulur.
Kaç yetenek keşfedildi?
Kaç çocuk düzenli bir altyapı programına alındı?
Kaç sporcu profesyonel kulüplere kazandırıldı?
Kaç yerel kulüp ekonomik ve kurumsal açıdan güçlendirildi?
Kaç eski sporcu ve tecrübeli antrenör sistemin içine dâhil edildi?
Kaç proje bir fotoğraf karesinden çıkarak yıllarca devam eden bir modele dönüştü?
Bu sorulara somut cevap verilemiyorsa ortada spor politikası değil, faaliyet görüntüsü vardır.
Sosyal medyada görünür olmakla sahada başarılı olmak aynı şey değildir. Spor yönetimi alkış almak için organizasyon yapmak değil, geleceğin sporcularını yetiştirecek sistemi kurmaktır.
AĞRI’DA SPOR BİRKAÇ KİŞİNİN ÇEVRESİNE Mİ SIKIŞTI?
Liyakat kaybolduğunda kurumlar üretme kabiliyetini de kaybeder. Görevlerin ehil insanlara değil, ilişkileri güçlü olanlara verildiği yönünde bir algı oluşursa spor camiasının güveni sarsılır.
Ağrı sporunda bugün tartışılması gereken tam olarak budur.
Görevlendirmelerin ölçüsü nedir?
Başarısızlık nasıl değerlendirilmektedir?
Yıllardır aynı görevlerde bulunan kişilerden hangi somut sonuçlar alınmıştır?
Sporun içinden gelen insanlar neden karar süreçlerinde yeterince yer bulamamaktadır?
Eleştirenler neden uzaklaştırılmakta, sessiz kalanlar neden daha kolay kabul görmektedir?
Bu soruları sormak kimseye düşmanlık değildir. Aksine, Ağrı’nın çocuklarına karşı duyulan sorumluluğun gereğidir.
Hiç kimse spor makamlarını kişisel mülkü gibi göremez. Hiçbir görev, ömür boyu korunacak bir ayrıcalık değildir. Sporun koltukları kişileri rahat ettirmek için değil, gençlere hizmet etmek için vardır.
Başarının olmadığı yerde sorgulama olmalıdır. Sonuç üretemeyen anlayışlar yalnızca yakınlıkları nedeniyle korunmamalıdır.
FUTBOL OYNAMAK TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR; AMA SAHA TECRÜBESİ DE YOK SAYILAMAZ
Geçmişte futbol oynamış olmak, hiç kimseye otomatik olarak görev verilmesini gerektirmez. Ancak yıllarca sahada mücadele etmiş insanların tamamını görmezden gelmek de liyakat değildir.
Doğru sistem; spor geçmişini, eğitimi, tecrübeyi, başarıyı, proje üretme kapasitesini ve gençlerle iletişim becerisini birlikte değerlendirir.
Ağrı’nın eski sporcuları danışma kurullarında yer alabilir. Altyapı çalışmalarına katkı sunabilir. Mahallelerde yetenek taramalarına katılabilir. Genç futbolculara rehberlik edebilir. Kulüplerin kurumsallaşmasına destek olabilir.
Ama önce “Benden mi, değil mi?” anlayışından vazgeçilmelidir.
Ağrı sporu kişisel hesaplarla, dar çevrelerle ve küçük gruplaşmalarla büyüyemez. Şehrin spor aklı mümkün olduğunca geniş bir katılımla oluşturulmalıdır.
BU ŞEHRİN ÇOCUKLARININ HAKKI KİME HARCANIYOR?
Liyakatsizliğin bedelini yalnızca görev alamayan spor insanları ödemez. Asıl bedeli, keşfedilmeyen çocuklar öder.
Bir mahallede imkânsızlıklar içerisinde top oynayan yetenekli bir çocuk fark edilmiyorsa bu yalnızca ailesinin değil, Ağrı’nın kaybıdır.
Tecrübeli bir spor insanı küstürülüyorsa onun yetiştirebileceği onlarca genç de kaybediliyor demektir.
Kulüpler plansızlığa terk ediliyorsa şehrin spor geleceği günübirlik hesaplara feda ediliyor demektir.
Bu nedenle Ağrı’da spor yönetimi yalnızca idari bir mesele değildir. Aynı zamanda gençlik, eğitim, sosyal hayat ve şehir geleceği meselesidir.
Gençleri spora kazandırmayı başaramayan bir şehir, onları sokaktaki tehlikelerle baş başa bırakır. Bu kadar genç nüfusa sahip bir ilde spor hâlâ birkaç organizasyondan ibaret görülüyorsa ortada basit bir eksiklik değil, ciddi bir yönetim sorunu vardır.
AĞRI SPORU ARTIK HESAP VERMELİDİR
Ağrı’da spor adına görev yapan herkes ortaya koyduğu karnesiyle konuşmalıdır.
Kaç yıldır görevdesiniz?
Bu süre içerisinde hangi kalıcı sistemi kurdunuz?
Kaç sporcuyu üst seviyeye taşıdınız?
Kaç kulübün sorununa çözüm ürettiniz?
Ağrı’nın spor hafızasından kaç kişiyi sürece dâhil ettiniz?
Bu soruların cevabı birkaç fotoğraf, ziyaret veya tören olmamalıdır.
Ağrı’nın artık süslü açıklamalara değil, ölçülebilir başarıya ihtiyacı vardır. Başarı gösteren desteklenmeli, başarısız olan sorgulanmalı, görevler şeffaf ve objektif ölçülerle verilmelidir.
Spor camiası da sessizliğini bozmalıdır. Çünkü yanlışları görüp konuşmamak, yanlış düzenin devam etmesine hizmet eder.
SON SÖZ: BU MAÇTA KAYBEDEN AĞRI’DIR
Ağrı’nın sahalarında yetişmiş insanları değersizleştirerek güçlü bir spor geleceği kurulamaz. Hafızasını dışlayan bir şehir, her dönemde oyuna yeniden başlamak zorunda kalır.
Bugün tartışılması gereken birkaç kişi değil, sistemin tamamıdır.
Liyakat kulübede bekletiliyor, yakınlık ilk 11’e alınıyorsa bu maçın kazananı olmaz.
Sporun içinden gelenler susturuluyor, tecrübe değersizleştiriliyor ve görevler aynı çevrelerde dolaşıyorsa kaybeden sadece eski futbolcular değildir.
Kaybeden Ağrı’nın gençleridir.
Kaybeden geleceğin sporcularıdır.
Kaybeden bütün bir şehirdir.
Artık karar verilmelidir:
Ağrı sporu ehil eller tarafından mı yönetilecek, yoksa dar çevrelerin kontrolünde yıllarını kaybetmeye devam mı edecek?
Top artık spor yöneticilerinin sahasındadır.
Fakat unutulmasın: Bu şehir artık sadece maçı değil, sahaya kimlerin hangi ölçülerle sürüldüğünü de izliyor.