Önce Kendini Adam Etmek

Bu köşe yazımda yazacaklarımı, kendimi ayırmadan, kendimi ayrı tutmadan kaleme alıyorum. Eğer bu standartlara kendim de uymuyorsam, aynı sınıftayım demektir. Herkes özünde hangi sınıfta olduğunu bilir. Bunu bir Allah bilir, bir de insanın kendisi. Kimse kimseyi yaftalayamaz, kimse kimseyi suçlayamaz.
İnsan, her şeyden önce kendini sorgulamakla ve kendini adam etmekle mesuldür. Başkasını adam etmeye kalkarken kendisini unutursa, her şeyi bizzat gören Allah’ı unutmuş olur.
Ben; Allah’ın dininden, kitabından ve bize örnek olan peygamberinden anladığım kadarıyla, bir Müslümanın nasıl olması gerektiği, hangi ahlaki ve insani standartlara sahip olması gerektiği üzerine bir yazı kaleme alacağım. Haddimi aşarsam Allah’tan af, sizlerden özür diliyorum.
Eğer makama karşı bir zaafım yoksa…
Eğer makamı hak ederek almışsam…
Eğer şehvete karşı zaafım yoksa, onurumu ve izzetimi şehvetim uğruna satmamışsam…
Eğer paraya karşı zaafım yoksa, para için her şeyimden vazgeçmemişsem…
İşte o zaman İslam benimle yücelir.
Ama makama gelmek için her türlü ayak oyununu yapmışsam; gece gündüz çalışıp, emek sarf edip, alın teri dökmeden bir koltuğa oturmuşsam, ben gaspçıyım demektir. Hak etmediği şeyi alanlar gaspçıdır, hırsızdır.
Hırsızlık yalnızca maddi bir şeyi çalmak değildir; manevi değerleri, umutları ve hakları çalmak da hırsızlıktır.
Başkasının hak ettiği makamı torpille gasp ediyorsam, başkasının umudunu torpille yok ediyorsam, ben İslam’ı sekteye uğratıyorum demektir. Bu nedenle Allah’tan —bir daha yapmama niyetiyle— nasuh tevbe ile af dilemem gerekir.
Bugün torpilsiz iş sahibi olmak için bekleyen, hakları gasp edilmiş milyonlarca insan var. Üstelik bu insanların yaşadığı ülkelerin yüzde 99’u Müslüman olduğunu iddia ediyor.
Eğer şehvetime yenik düşüyorsam, gözümü kırpmadan nefsimin peşinden koşuyorsam; Allah’ın dini adına, İslam adına tek bir söz bile söylememem gerekir. İnsanlardan oy toplarken, bir kurumun başına geçerken, en yakınımdaki karşı cinse dahi mesafe koyamıyorsam ve iyi niyetli bir hedefim yoksa; İslam’dan bahsetmem riyakârlık ve sahtekârlık olur.
Ne yazık ki bugün ülkemizde bu ahlaki çöküşlerin büyük bir kısmı, kendini “Müslüman muhafazakâr” olarak tanımlayan yöneticiler ve makam sahipleri eliyle yaşanıyor. Dünyanın başka ülkelerinde ise birçok iyilik, iyi insanlar eliyle yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.
Bugün hepimiz haksızlıktan, hukuksuzluktan, ahlaksızlıktan, hırsızlıktan ve adam kayırmadan şikâyetçiyiz. Sokaklar güvenli değil. Yetişen nesil amaçsız, gayesiz ve ideolojisiz büyüyor. Hassasiyetlerimizi kaybettik. Onurunu paradan ve makamdan üstün tutan insan sayısı her geçen gün azalıyor.
Bütün dünyada, medyada ve sosyal medyada ahlaksızlık sınır tanımaz hale geldi. Kötüler eskiden yeraltında örgütlenirdi; bugün ise hiçbir şeyden korkmadan, alenen planlarını paylaşıyorlar. Üstelik iyilikten yana olanları tehdit ederek, sindirerek, satın alarak ya da zaaflarını kullanarak etkisiz hale getiriyorlar.
Peki ne yapmalıyız?
Öncelikle safımızı seçmeliyiz. Dindarlığı, laikliği, sağcılığı, solculuğu; kısacası bütün ideolojik, fikrî ve mezhebî kimlikleri bir kenara bırakıp, iyiliğin mi yoksa kötülüğün mü safında olduğumuzu samimiyetle sorgulamalıyız.
Safımızı netleştirmeli ve o gaye uğruna çalışmalıyız. Her şeyden önce, iyi bir insan olduğunu ve iyiliğin safında durduğunu iddia eden insanlarla el ele vererek; zalimlere, kötülere ve insanlık düşmanlarına karşı aynı safta yer almalıyız.
Dini, dili, ırkı ve mezhebi ne olursa olsun; her iyi insanın yanında ve safında durmalıyız.
İyilikte buluşmak dileğiyle…
Allah’a emanet olun.