KAPISI VE TELEFONU HERKESE AÇIK

b00bd886-a6fc-4a44-b1c2-cb7ae7f5f8c5

Zemheriye yüz tutmuş, ayazın her köşe başında adeta bir cellat gibi kol gezdiği, ama günün sonunda masum insanların bakışlarında huzur bulduğum serhad şehrim Hepinize Merhaba..

Bu aralar ciddi bir salgın var. Ve malesef bende o salgından negatif anlamda nasibini almış, artık böyle olmayacak doğal yöntemlerle kullanmış olduğum bitkilerden de fayda alamayarak Eğitim ve Araştırma hastanesinin yolunu tuttum.

Acile gidip muayene olduktan sonra, üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğimi ve bir kaç gün istirahat etmem gerektiğini söyledi doktor bana.

Doktor bey ilacımı yazdıktan sonra oradan ayrılıvermek üzereydim ki, bir anda aklıma bir şey geldi..

Saatler 18.00’i biraz geçiyordu. Mesainin resmen bittiği, koridorların yavaş yavaş tenhalaştığı, çay ocağının kepenk indirmeye hazırlandığı o saatler… Hani devlet dairelerinde “yarın bakarız” cümlesinin en çok dolaşıma girdiği vakitler vardır ya, tam da o anlardı.

İçimden bir düşünce geçti: Acaba hastane müdürü Cevdet Taşdemir hâlâ odasında mıdır?
İnsanın aklına gelmiyor değil; gün boyu süren yoğunluk, bitmeyen toplantılar, sorumluluklar… “Muhtemelen çıkmıştır” dedim. Ama yine de yukarı çıktım.

Kapı açıktı.
Işık yanıyordu.
Ve Cevdet Taşdemir masasının başında, hâlâ çalışıyordu.

Odadaki hava, sıradan bir mesai sonu rehavetinden çok uzaktı. Telefonlar susmuyor, notlar alınıyor, haritalar açılıyor, isimler zikrediliyordu. Kısa sürede anladım ki hastaneye gelmesi gereken hayati bir malzeme, yoğun kar yağışı sonrası Hamur Deresi mevkiinde mahsur kalmıştı. Müdür, bu sorunu çözebilmek adına paydaş kurumlarla adeta bir telefon diplomasisi yürütüyordu. Jandarma, karayolları, lojistik birimler… Herkesle tek tek konuşuyor, “olmaz”ı kabul etmeyen bir kararlılıkla çözüm arıyordu.

Orada, o masanın başında gördüğüm şey yalnızca bir idareci değildi.
Gördüğüm şey, sorumluluğu saatle ölçmeyen bir kamu vicdanıydı.

Dayanamadım, sordum:
  Müdürüm, eve ne zaman gideceksiniz?

Gülümsedi. O samimi, gösterişten uzak tebessümüyle şu cümleyi kurdu:
  Benim evim burası. İnsanın evine gitmesi için bir saat takvimine ihtiyacı olmaz.

Bu cümle, belki de o akşam içimi ısıtan tek şeydi.
Çay ocağı kapanmak üzereydi, evet. Ama beni ısıtan bir bardak çay değil; bu şehre, bu insanlara, zaman mefhumu gözetmeksizin verilen hizmetti.

Bugün çokça şikâyet ettiğimiz bir şey var: kibirli yöneticiler.


Kapısı vatandaşa kapalı, telefonu sadece “önemliler” için açık, masasını makam, makamını da üstünlük zannedenler…


Cevdet Taşdemir bu anlayışın tam karşısında duran bir isim.

Onun yöneticilik anlayışında makam, vatandaşa yukarıdan bakılan bir kürsü değil; vatandaşa daha hızlı ulaşmak için kullanılan bir araç. Zengin-fakir ayrımı yapmadan, kimliğe, soyada, cüzdana bakmadan yalnızca “insan”a odaklanan bir duruş bu. Zenginin önünde eğilip, dar gelirli vatandaşa kibir abidesi kesilenlerden değil.

O, makamı yükseldikçe boynu dikleşenlerden değil; tam tersine, halkın karşısında eğilmeyi onur sayan bir anlayışın temsilcisidir.

Koridorlarda elleri cebinde, yukarıdan bakan bir “ağa” edasıyla dolaşmaz. Vatandaşa seslenirken sesini yükseltmez, mesafeyi makamla değil, samimiyetle belirler. Üniforması ceketidir belki ama o ceketin ceplerinde kibir taşımadığı kesindir.

Hastane içinde personelle kurduğu ilişki de bunun en net göstergesi. Emir veren, mesafe koyan, korkuyla yönetmeye çalışan bir idareci profili yok karşımızda. Çalışanıyla göz hizasında konuşan, derdini dinleyen, sahaya inmekten çekinmeyen, gerçek ve içten bir bağ kuran bir yönetici var. O yüzden bu hastanede iş, sadece “görev” olarak yapılmıyor; sorumluluk ve aidiyet duygusuyla yapılıyor.

Çünkü personel şunu biliyor:
Bu kurumda idarecilik, koltuk sevdası değil; hizmet sevdasıdır.

Belki de bugün kamuoyunun en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.


Gösterişsiz ama güçlü, sessiz ama etkili, kibirsiz ama kararlı yöneticiler…


Akşam 18.00’den sonra da ışığı yanan odalar, “yarın” demeyen vicdanlar…

O akşam hastaneden çıkarken şunu düşündüm:


Bir şehir, betonla değil; böyle insanlar sayesinde ayakta kalır.

Ve bazen bir bardak çay değil,
bir yöneticinin halk için attığı bir adım ısıtır insanın içini.

Selam olsun “kibirden uzak duranlara”..

Selam olsun devletin verdiği ünvanı “vatandaşın menfaatine” kullananlara.

Selam olsun “yoksulun önünde eğilenlere”..

Ve yazıklar olsun zengine ayrı fakire ayrı tarife uygulayanlara..

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle..

Sağlıcakla Kal, Serhad Şehrim..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir