Kahveyi Değil, Kendini Suçlamaktan Vazgeç”

Son zamanlarda sosyal medyada sık sık rastlıyorum: “Finansal özgürlüğünü kahve içerek kaybediyorsun.”
Bunu okuduğumda garip bir huzursuzluk çöküyor içime. Çünkü biliyorum ki gerçek bu değil. Biz finansal özgürlüğümüzü bir fincan kahve yüzünden kaybetmiyoruz. Asıl kayıp, farkında bile olmadan defalarca tekrarladığımız o küçük davranışların arasında gerçekleşiyor.
Davranışsal finansta bunun bir adı var: micro-spending loop.
Kulağa biraz teknik, hatta akademik geliyor; ama aslında hayatımızın tam içinden bir mesele.
Çünkü bu döngü, bize iyi hissettiren minik harcamaların zaman içinde otomatikleşip kontrolü elimizden almasıyla başlıyor. Bir gün “Bir kahve alayım,” diyorsun, ertesi gün “Zaten her gün içiyorum,” diyorsun, sonra o davranış artık senin kararın olmaktan çıkıyor. O anda mesele kahve olmaktan tamamen uzaklaşıyor.
Kabul edelim: Biz çoğu zaman parayı harcadığımız şeyi değil, o harcamanın temsil ettiği duyguyu seviyoruz.
Belki o kahve, güne kendine ait bir dakika çalmanın yolu.
Belki kısa bir ödül.
Belki de günlük koşturmanın ortasında “Bunu hak ettim” deme biçimi.
Bu yüzden kahve masum.
Sorun, o alışkanlığın fark edilmeden autopilot’a bağlanması.
Çünkü otomatikleşmiş davranış, insana görünmez bir konfor sunuyor: Düşünmeden yaptığın bir hareket, yorucu karar mekanizmasından kurtarıyor seni. Ama işin tuhaf tarafı, finansal özgürlüğü de aynı görünmezlik içinde yavaşça kemiriyor.
Bugün bütçemizi mahveden şey büyük harcamalar değil; küçük harcamaların kendi kendine çoğalması. Yani mesele, “Kahve içme!” değil.
Mesele, “Gerçekten bunu seçiyor musun?” sorusu.
Ben bazen kendime şöyle soruyorum:
“Bu davranışı bugün gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece dün de yaptığım için mi yapıyorum?”
Cevap içten geliyorsa, sorun yok. Ama bazen insan fark ediyor ki karar ona ait gibi görünse de aslında alışkanlığın ivmesi onu sürüklüyor.
Finansal özgürlük, sandığımız gibi büyük devrimlerin değil; küçük uyanışların sonucu.
Bir sabah kendine dur deyip “Bugün bu döngüyü kırıyorum,” deme cesareti.
Bir harcamadan vazgeçmek değil belki ama, onu bilinçli bir seçim hâline getirmek.
İşin ironik tarafı şu: Bu farkındalık geldikten sonra o kahve çok daha değerli oluyor. Çünkü artık onun fiyatını değil, anlamını biliyorsun. Bir şeyler seni yönetmiyor; sen yönetiyorsun.
Bence asıl mesele tam burada düğümleniyor:
Finansal özgürlük para kazanmak kadar, kendini fark etmekle ilgili bir şey.
Hangi davranışın seni güçlendirdiğini, hangisinin seni fark ettirmeden geriye çektiğini anlamakla.
Kahveyi suçlama.
Kendini de suçlama.
Sadece döngüyü fark et…
Çünkü özgürlüğün kapısı orada açılıyor…