İnsan Hayatında Güvenin Önemi

Toplumları bir arada tutan görünmez bağlar vardır; bu bağların en güçlüsü güvendir. Tarih boyunca “el-Emin” sıfatıyla anılmak, bir insanın ulaşabileceği en yüksek ahlaki mertebe kabul edilmiştir. Kişinin güvenilirliği, sadece bireysel bir erdem değil, aynı zamanda toplumsal yapının çimentosudur.
Emin insan, içi dışı bir olan, sözü senet kabul edilen kişidir. Bu dürüstlük hali, sadece yalan söylememek değil, aynı zamanda emanete riayet etmek ve her koşulda adaleti gözetmektir. İnsanlar, attıkları her adımda arkalarını kollamak zorunda kalmadıkları bir dünyayı özlerler.
Felsefe dünyasının dev isimlerinden Alman filozof ImmanuelKant, bu durumu kategorik imperatif ilkesiyle/evrensel veya ödev ahlakıyla bağdaştırarak şöyle der: “Öyle hareket et ki, senin hareketlerinin yasası aynı zamanda tüm insanlar için genel bir yasa olsun.” Emin insan, aslında herkesin dürüst olduğu bir dünya idealini kendi şahsında yaşatan kişidir.
Bir toplumda güven duygusu azaldığında, yerini şüphe ve korku alır. Antik çağın büyük filozofu Konfüçyüs, devlet yönetimi ve toplumsal huzur için güvenin ekmekten bile daha önemli olduğunu şu sözlerle vurgular: “Bir devlet için üç şey gereklidir: Ordu, gıda ve güven. Eğer birinden vazgeçmek gerekirse bu ordu olmalıdır. Eğer birinden daha vazgeçmek gerekirse bu gıda olmalıdır. Çünkü güvenin olmadığı yerde halk ayakta kalamaz.” Zira emin insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda; ticari hayat canlanır, sosyal ilişkiler derinleşir ve bireyler psikolojik bir esenlik içinde yaşar.
Maddi zenginlikler zamanla tükenebilir, ancak “güvenilir bir nam“ kuşaktan kuşağa aktarılan en değerli mirastır. Aristoteles’e göre erdemli olmak, bir anlık eylem değil, bir alışkanlık olmalıdır.
Aydınlanma düşünürü Friedrich Nietzsche ise güvenin yıkılmasının yarattığı sarsıntıyı şu çarpıcı cümleyle ifade eder: “Sana yalan söylediğin için kızmıyorum; artık sana güvenemeyeceğim için kızıyorum.”
Kültürümüzde Nietzsche’nin bu sözüyle uyumlu olarak anlatılan şu hikâyeyle yazımızı sonlandıralım. Yaşadığı köyde Cuma namazının şartları oluşmayan Ağa, Cuma namazını kılmak üzere atına binerek kasabaya gitmek için yola çıkar. Yolda üstü başı hırpani bir adamla karşılaşır. Adam el kaldırarak Ağa’dan atın terkisine kendisini de alarak kasabaya götürmesini ister. Ağa böyle mübarek bir günde hem sevap kazanmak hem de bu zavallı adamı bunca yolu yürümekten kurtarmak düşüncesiyle adamın isteğini kabul eder. Ata binen adam Ağa’nın sırtına silahı dayayarak attan inmesini ister. Adam gasp ettiği atla birkaç adım ilerledikten sonra durup geri döner ve Ağa’yı çok üzgün bir vaziyette görür.
Ağa’ya şu soruyu sorar: “Ağam yetirdiğin atına mı üzülüyorsun yoksa kaçırdığın Cuma namazına mı?”
Ağa: Evlat kaçırdığım Cuma namazına üzülmüyorum çünkü Allah benim niyetimi biliyor. Sana kaptırdığım atıma da üzülmüyorum çünkü benim bir ahır dolusu atım var. Ben bundan sonra kimseye güvenemeyeceğime üzülüyorum der.”
Sonuç olarak diyebiliriz ki, emin insan olmak sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Güven inşa etmek yıllar sürer, ancak onu yıkmak saniyeler alır.
Kıymetli dostum Dr imdat BALKİS hocam kalemine sağlık
Yine derin bir o kadar anlamlı…
Çok teşekkür ediyorum kıymetli dostum