Ağrı’da AK Parti’nin “FİŞ”İNİ Kim Çekti?
Bazı fotoğraflar vardır, uzun uzun konuşmaya gerek bırakmaz.
Bazen bir alanın sessizliği, yapılan onlarca konuşmadan daha fazla şey anlatır.
AK Parti’nin Ağrı’daki 25. yıl görüntülerine baktığımda benim gördüğüm tam olarak buydu.
Ben o karelerde bir kuruluş yıl dönümünün heyecanını değil, Ağrı’da yıllar içerisinde aşındırılmış bir siyasi aidiyetin fotoğrafını gördüm.
Daha açık söyleyeyim:
Bana göre Ağrı’da AK Parti’nin fişini muhalefet çekmedi. AK Parti’yi Ağrı’da asıl yoran, kendi tabanıyla arasına mesafe koyan mevcut yönetim anlayışı oldu.
Bu ağır bir cümle.
Ama ortaya çıkan görüntü de hafif değil.
BENİM MESELEM 25 KİŞİ DEĞİL
Ben alanda kaç kişi olduğunu saymıyorum.
Kaç kişinin fotoğrafa girdiğini de hesaplamıyorum.
Benim baktığım yer başka.
25 yıllık bir siyasi hareketin Ağrı’daki kuruluş yıl dönümünde neden 25 yıllık bir hafıza görünmüyor?
Neden heyecan görünmüyor?
Neden toplumun farklı kesimleri görünmüyor?
Neden bir zamanlar bu hareketin programlarına koşarak gelen insanların oluşturduğu o siyasi enerji hissedilmiyor?
Benim itirazım tam olarak buna.
Çünkü mesele organizasyon yapmayı becerip becerememek değil.
Mesele gönül organizasyonunu kaybetmek.
Bir partinin programına insan getirebilirsiniz.
Telefon açarsınız, mesaj gönderirsiniz, teşkilata talimat verirsiniz, salonu doldurursunuz.
Ama insanların gönlündeki heyecanı talimatla geri getiremezsiniz.
Ağrı’daki mevcut yönetimin önünde duran asıl mesele de budur.
MUHALEFETİN YAPAMADIĞINI KENDİ ELLERİNİZLE YAPTINIZ
AK Parti Ağrı’da yıllarca ciddi bir siyasi karşılık buldu.
İnsanlar Recep Tayyip Erdoğan’a inandı.
Partisine sahip çıktı.
En zor seçimlerde sandığa gitti.
Köyünde, mahallesinde, ailesinde parti için siyasi sorumluluk aldı.
Bugün o insanların önemli bir bölümünün heyecanının aynı ölçüde sahaya yansımadığı görülüyorsa burada sadece vatandaşı sorgulayamazsınız.
Önce yönetim kendisini sorgulayacak.
Ben bugün mevcut İl Başkanlığına şunu soruyorum:
Size teslim edilen siyasi mirası büyüttünüz mü, yoksa tükettiniz mi?
Göreve geldiğiniz günden bugüne kaç yeni gönül kazandınız?
Kaç kırgın insanın kapısını çaldınız?
Kaç eski teşkilat mensubunu yeniden bu yapının içerisine kattınız?
Kaç gence “Bu parti benim de partim” dedirtebildiniz?
Kaç vatandaşın derdini dinlediniz?
Ve belki de en önemlisi:
Kaç insanı kaybettiğinizin farkında mısınız?
Çünkü siyaset sadece kazanılanları sayma sanatı değildir.
Bazen kaybettiklerinizi saymadığınız için kaybedersiniz.
AK PARTİ AĞRI’DA KENDİ TABANINDAN UZAKLAŞIYORSA BUNUN BİR SORUMLUSU OLMALI
Siyasette başarının sahibi olduğu gibi başarısızlığın da sahibi vardır.
Her güzel gelişmede yönetimin başarısından söz edip, ortaya kötü bir görüntü çıktığında meseleyi şartlara bağlayamazsınız.
İl Başkanlığı makamı yalnızca genel merkezden gelen programları uygulama makamı değildir.
O koltuk aynı zamanda bulunduğunuz şehirde partinin siyasi nabzından sorumlu olma makamıdır.
Teşkilat yoruluyorsa sizden sorulur.
Taban kırılıyorsa sizden sorulur.
Gençlik uzaklaşıyorsa sizden sorulur.
Eski yol arkadaşları küstüyse sizden sorulur.
Vatandaşın heyecanı azalıyorsa yine sizden sorulur.
Çünkü yetki kullanıyorsanız sorumluluk da taşıyacaksınız.
Başarı Ankara’ya, başarısızlık Ağrı’ya yazılamaz.
ERDOĞAN’IN KREDİSİYLE YEREL SİYASET YAPMAK KOLAYDIR
Bence Ağrı siyasetinin üzerinde durması gereken en önemli noktalardan biri de burasıdır.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Ağrı’da hâlâ ciddi bir toplumsal karşılığı bulunması, yerel teşkilatın aynı ölçüde başarılı olduğu anlamına gelmez.
Bu ayrımı yapmak zorundayız.
Vatandaşın Erdoğan’a sevgisini kendi hanenize yazıp, yerelde oluşan memnuniyetsizliği görmezden gelemezsiniz.
Liderin siyasi kredisini kullanmak başka şeydir, o krediye katkı sunmak başka şey.
Ben mevcut yönetime tam da buradan bakıyorum.
Erdoğan’ın yıllar içerisinde oluşturduğu siyasi sermayeden ne kadar kullandınız?
Peki üzerine ne koydunuz?
Bir gün genel merkezin ve liderin rüzgârını denklemden çıkardığımızda Ağrı’da mevcut teşkilat yönetiminin kendi başına oluşturduğu siyasi karşılık nedir?
Bence asıl cesaret isteyen soru budur.
BİR PARTİNİN FİŞİ BİR GÜNDE ÇEKİLMEZ
“AK Parti’nin Ağrı’da fişi çekiliyor” derken kastettiğim bir seçim sonucu değildir.
Siyasi partilerin fişi sandık gecesi bir anda çekilmez.
Süreç çok daha önce başlar.
Önce insanlar toplantılara gelmemeye başlar.
Sonra teşkilat içerisindeki heyecan azalır.
Ardından eski yol arkadaşları kenara çekilir.
Gençler başka alanlara yönelir.
Vatandaş “Nasıl olsa bizi dinlemiyorlar” demeye başlar.
Eleştirenler susar.
Telefonlar daha az çalar.
Kalabalıklar küçülür.
Fotoğraflar daralır.
Ve yönetim bütün bunları normal zannetmeye devam eder.
Sonra bir seçim gecesi sandık açılır ve herkes sonucu konuşmaya başlar.
Oysa sonuç o gece ortaya çıkmamıştır.
Yıllar içerisinde hazırlanmıştır.
İşte benim endişem tam olarak budur.
Ağrı’da AK Parti’nin siyasi fişini muhalefetten önce kendi yönetim anlayışı çekmesin.
- yıl görüntülerinin mevcut yönetime verdiği mesaj bana göre budur.
SAYIN İL BAŞKANI, FOTOĞRAFA DEĞİL AYNAYA BAKIN
Burada eleştirimin muhatabını da gizlemiyorum.
AK Parti Ağrı İl Başkanı İlhami Yıldız ve mevcut teşkilat yönetimi bu tabloyu ciddi biçimde okumalıdır.
Sayın Başkan;
Bu eleştirileri kişisel bir mesele olarak okumak en kolay yoldur.
Ama siyaset kolay cevapların değil, zor soruların alanıdır.
Size “Program güzel miydi?” diye sormuyorum.
“Basın açıklaması başarılı mıydı?” diye de sormuyorum.
Ben size çok daha temel bir şey soruyorum:
AK Parti Ağrı’da sizin yönetiminiz döneminde toplumsal tabanını genişletti mi, daralttı mı?
İnsanların partiyle bağı güçlendi mi, zayıfladı mı?
Teşkilatın heyecanı arttı mı, azaldı mı?
Kırgınlar kazanıldı mı, çoğaldı mı?
Gençler siyasetin içerisine mi çekildi, kenarına mı itildi?
Vatandaş kendisini İl Başkanlığının kapısına yakın mı hissediyor, uzak mı?
Bunlara cevap verin.
Çünkü bir il başkanının gerçek karnesi sosyal medyada yayınlanan ziyaret fotoğrafları değildir.
Gerçek karne, vatandaşın gönlündeki karşılığıdır.
BENCE EN BÜYÜK PROBLEM: SİYASETİN DAR BİR ÇEVREYE SIKIŞMASI
Ben Ağrı’da bugün en fazla bundan endişe ediyorum.
Bir siyasi hareket, toplumun geniş kesimlerinden çıkıp belirli insanların birbirini ağırladığı dar bir çevreye dönüşmeye başlarsa alarm zilleri çalıyor demektir.
Aynı yüzler…
Aynı masalar…
Aynı ziyaretler…
Aynı fotoğraflar…
Sonra bütün bunlara bakıp “Teşkilat sahada” deniliyor.
Hayır.
Saha, teşkilat binasının koridoru değildir.
Saha esnaftır.
Saha gençtir.
Saha işsizdir.
Saha köylüdür.
Saha memurdur.
Saha kırgın eski partilidir.
Saha sizinle aynı düşünmeyen ama sizi dinlemeye hazır vatandaştır.
Siyaset kendi çevrenizde alkışlanmak değildir.
Siyaset, size kızan insanın kapısını çalabilmektir.
25. YIL KUTLAMASI DEĞİL, 25 YILIN ALARM ZİLİ
Ben Ağrı’daki 25. yıl görüntülerini bu nedenle basit bir organizasyon eksikliği olarak görmüyorum.
Bana göre bu görüntü mevcut yönetim açısından bir alarm zilidir.
Duymak isteyen duyar.
Görmek isteyen görür.
Üzerini örtmek isteyen de birkaç fotoğraf paylaşır ve yoluna devam eder.
Fakat gerçek değişmez.
Çeyrek asırlık bir siyasi hareketin kuruluş yıl dönümünde toplumda güçlü bir heyecan oluşturulamıyorsa bunun siyasi açıklaması yapılmalıdır.
Burada mesele kutlamanın cılızlığı değil.
Mesele siyasetin cılızlaşması ihtimalidir.
GENEL MERKEZ DE AĞRI’YA FOTOĞRAFLARDAN BAKMAMALI
Buradan AK Parti Genel Merkezine de bir parantez açmak gerekiyor.
Ağrı’yı yalnızca gönderilen faaliyet raporlarından okumayın.
Paylaşılan fotoğraflardan okumayın.
Hazırlanan dosyalardan okumayın.
Ağrı’nın sokağına sorun.
Esnafa sorun.
Gençlere sorun.
Partinin eski emektarlarına sorun.
Mahallelerdeki vatandaşa sorun.
Teşkilat içerisinde sesi çıkmayanlara özellikle sorun.
Çünkü Ankara’ya giden raporlarla sokağın söylediği her zaman aynı olmayabilir.
Bir teşkilatın sağlığını yöneticisine sorarak değil, tabanının nabzını tutarak ölçersiniz.
Eğer genel merkez Ağrı’daki tabloyu gerçekten merak ediyorsa, bir gün habersiz şekilde şehrin siyasi nabzını ölçsün.
O zaman sosyal medya fotoğraflarının anlatamadığı çok şey duyabilir.
BENİM DERDİM BİR İSMİN GİTMESİ, BAŞKA BİR İSMİN GELMESİ DEĞİL
Şunun özellikle altını çiziyorum:
Benim meselem kişiler üzerinden yeni bir makam tartışması başlatmak değil.
Bir isim gider, başka isim gelir.
Zihniyet aynı kaldıktan sonra tabela değişmiş olur, sonuç değişmez.
Benim itirazım yönetim anlayışına.
İnsanları dinlemeyen;
eleştiriyi düşmanlık zanneden;
kendi çevresinin alkışını milletin desteği sanan;
geçmişin emeğini yeterince sahiplenmeyen;
gençliği yalnızca organizasyonlarda hatırlayan;
vatandaşla arasındaki mesafeyi göremeyen bir siyaset anlayışı varsa, hangi isim tarafından temsil edilirse edilsin eleştirilmelidir.
Çünkü AK Parti’nin Ağrı’daki geleceği herhangi bir kişinin siyasi kariyerinden daha önemlidir.
BUGÜN SORULMASI GEREKEN SORU ÇOK BASİT
25 yıl önce insanlar bu hareketin etrafında neden toplandı?
Kendilerini orada gördükleri için.
Seslerinin duyulduğunu düşündükleri için.
Bir aidiyet hissettikleri için.
Peki bugün aynı insanlardan bazıları kenarda duruyorsa dönüp vatandaşa kızmanın anlamı yok.
Önce kendinize bakacaksınız.
Siyasette millet hiçbir yere kaybolmaz.
Millet oradadır.
Bazen sadece sizden uzaklaşır.
İşte mevcut İl Başkanlığının anlaması gereken gerçek bence budur:
Millet kaybolmadı; siz milletle aranızdaki mesafeyi sorgulayın.
Çünkü bir siyasi hareket için en büyük tehlike rakibinin güçlenmesi değildir.
En büyük tehlike, kendi insanının sessizce geri çekilmesidir.
Ben Ağrı’daki 25. yıl fotoğrafına baktığımda tam olarak bu ihtimali görüyorum.
Ve buradan açıkça söylüyorum:
AK Parti’nin Ağrı’daki fişini muhalefet çekemedi. Ama mevcut yönetim, tabanla arasındaki bağı onarmak yerine bu kopuşu seyretmeye devam ederse, bir gün o fişin kendi elleriyle çekildiği gerçeğiyle yüzleşebilir.
O gün geldiğinde de kimse “Bu nasıl oldu?” diye sormasın.
Çünkü siyasette büyük çöküşler önce sandıkta değil;
boşalan sandalyelerde, azalan heyecanda, susan teşkilatta ve uzaklaşan halkta kendisini gösterir.
- yıl fotoğrafı önümüzde duruyor.
Ben gördüğümü yazdım.
Şimdi görme sırası, Ağrı’yı yönettiğini düşünenlerde.